<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[FORUMUSTA34 - TURKiSH &#x26; WORLD PERFECT FORUM  - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.forumusta34.com/</link>
		<description><![CDATA[FORUMUSTA34 - TURKiSH &#x26; WORLD PERFECT FORUM  - http://www.forumusta34.com]]></description>
		<pubDate>Wed, 20 Aug 2008 04:20:07 +0300</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Nod 32 2.7 Kusursuz. Hafif. Hızlı. Proaktif.]]></title>
			<link>http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13110</link>
			<pubDate>Tue, 19 Aug 2008 22:41:34 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13110</guid>
			<description><![CDATA[Bütün antivirüs yazılımları eşit olarak geliştirilmemiştir. 1992&#8217;den beri, ESET virüsler, wormlar, Trojanlar ve diğer İnternet tehditlerini bilgisayarınıza zarar vermeden önce, tespit eder ve ortadan kaldırır.<br />
<br />
ESET&#8217;in antivirüsü ve güvenlik çözümleri en yüksek hızda uygulamaları çalıştırırken, oyun oynarken ve webde sörf yaparken daha az sistem kaynağı kullanır.<br />
<br />
Kusursuz. Hafif. Hızlı. Proaktif. İşte bu ESET farkı.<br />
<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bütün antivirüs yazılımları eşit olarak geliştirilmemiştir. 1992&#8217;den beri, ESET virüsler, wormlar, Trojanlar ve diğer İnternet tehditlerini bilgisayarınıza zarar vermeden önce, tespit eder ve ortadan kaldırır.<br />
<br />
ESET&#8217;in antivirüsü ve güvenlik çözümleri en yüksek hızda uygulamaları çalıştırırken, oyun oynarken ve webde sörf yaparken daha az sistem kaynağı kullanır.<br />
<br />
Kusursuz. Hafif. Hızlı. Proaktif. İşte bu ESET farkı.<br />
<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Windows Media Player 11 Full Sürüm !!!]]></title>
			<link>http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13109</link>
			<pubDate>Tue, 19 Aug 2008 22:32:35 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13109</guid>
			<description><![CDATA[Windows Media Player, Microsoft&#8217;un ortam oynatıcı ürünüdür. Windows sürümü birçok özellik içerir:* Genişletilebilir codec desteği (mp3, OGG, WMA, WMV, DivX, XViD, mp4, RealMedia, &#8230;)<br />
* Otomatik ortam kütüphanesi<br />
* Otomatik ve el ile playlist yaratabilme<br />
* CD ve DVD&#8217;den müzik kopyalayabilme<br />
* Müzik CD&#8217;si yazabilme<br />
* Şarkı isimlerini ve bilgilerini otomatik elde etme<br />
* Bir çok ortam oynatıcı cihaza bağlanabilme<br />
* Online müzik satıcılarına bağlanabilme<br />
* Şarkılar arası geçiş ve SRS WOW efektleri<br />
* Videoların renklerini ayarlayabilme<br />
* Dış görünüm (Skin) desteği<br />
* Web radyosu desteği<br />
* Albüm kapağı ekleyebilmeSüre : Full Sürüm<br />
Sürüm : 12<br />
Dil : Almanca<br />
Link : Direk Link<br />
Boyutu : 30 Mb<br />
<br />
<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Windows Media Player, Microsoft&#8217;un ortam oynatıcı ürünüdür. Windows sürümü birçok özellik içerir:* Genişletilebilir codec desteği (mp3, OGG, WMA, WMV, DivX, XViD, mp4, RealMedia, &#8230;)<br />
* Otomatik ortam kütüphanesi<br />
* Otomatik ve el ile playlist yaratabilme<br />
* CD ve DVD&#8217;den müzik kopyalayabilme<br />
* Müzik CD&#8217;si yazabilme<br />
* Şarkı isimlerini ve bilgilerini otomatik elde etme<br />
* Bir çok ortam oynatıcı cihaza bağlanabilme<br />
* Online müzik satıcılarına bağlanabilme<br />
* Şarkılar arası geçiş ve SRS WOW efektleri<br />
* Videoların renklerini ayarlayabilme<br />
* Dış görünüm (Skin) desteği<br />
* Web radyosu desteği<br />
* Albüm kapağı ekleyebilmeSüre : Full Sürüm<br />
Sürüm : 12<br />
Dil : Almanca<br />
Link : Direk Link<br />
Boyutu : 30 Mb<br />
<br />
<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Joomla Gorsel egitimi Turkce]]></title>
			<link>http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13108</link>
			<pubDate>Tue, 19 Aug 2008 22:25:37 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13108</guid>
			<description><![CDATA[Joomla hakkinda hersey video olarak anlatilmis kolaylikla joomla kura bileceksiniz<br />
<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Joomla hakkinda hersey video olarak anlatilmis kolaylikla joomla kura bileceksiniz<br />
<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kurtlar Vadisi Pusu 1. Sezon [Tüm Bölümler]]]></title>
			<link>http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13107</link>
			<pubDate>Tue, 19 Aug 2008 22:18:51 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13107</guid>
			<description><![CDATA[Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
<br />
Şifreler: Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
<br />
Şifreler: Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Senle Dolu Yüreğim]]></title>
			<link>http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13106</link>
			<pubDate>Tue, 19 Aug 2008 15:04:10 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13106</guid>
			<description><![CDATA[Yaralanmış çırpınır <br />
Senle dolu yüreğim. <br />
Her an,bin kez kırılır <br />
Senle dolu yüreğim. <br />
<br />
Umut istedim senden <br />
Dert verdin dert üstüne <br />
Can ayrılmadı tenden <br />
Ama ne kaldı bende ? <br />
<br />
Yine kaldı güneşsiz <br />
Yine kaldı çaresiz, <br />
Yine kaldı bak sensiz, <br />
Senle dolu yüreğim. <br />
<br />
Umutlarımı aldın, <br />
Hüzün zaten bende çok. <br />
"Unut" diyenler olur, <br />
Acımı anlayan yok. <br />
<br />
Karlı dağlarda kaldım, <br />
Viran yollarda kaldım, <br />
Kırdın, içine baktım, <br />
Senle dolu yüreğim. <br />
<br />
Işıktın gözlerime, <br />
Şimdi karanlıktayım. <br />
Yarındın yüreğime, <br />
Yarınsız, hayattayım. <br />
<br />
Toprak olup çiğnensem,<br />
Bulut olup ta gitsem.<br />
Ne kadar inkar etsem,<br />
Senle dolu yüreğim.<br />
<br />
Ötelerden ses verir,<br />
Çektiğim şu "Ah.." larım.<br />
Gülü yok,diken verir,<br />
Yalnızlığım...ağlarım.<br />
<br />
Yarın sensiz olacak,<br />
Mümkün değil unutmak.<br />
Gel de istersen bir bak<br />
Senle dolu yüreğim.<br />
<br />
Sarıldım acılara,<br />
Sarıldım sensizliğe,<br />
Düştüm karanlıklara,<br />
Hasret kaldım gülmeye.<br />
<br />
Acılardan bir gemi,<br />
Yalnızlığın kalesi,<br />
Susuz bir toprak gibi<br />
Senle dolu yüreğim.<br />
<br />
Tebessümün aklımda,<br />
Düşünüpte özlerim.<br />
Yaş kalmamış baktım da<br />
Yaşsız ağlar gözlerim.<br />
<br />
Ahmet Ünal ÇAM]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Yaralanmış çırpınır <br />
Senle dolu yüreğim. <br />
Her an,bin kez kırılır <br />
Senle dolu yüreğim. <br />
<br />
Umut istedim senden <br />
Dert verdin dert üstüne <br />
Can ayrılmadı tenden <br />
Ama ne kaldı bende ? <br />
<br />
Yine kaldı güneşsiz <br />
Yine kaldı çaresiz, <br />
Yine kaldı bak sensiz, <br />
Senle dolu yüreğim. <br />
<br />
Umutlarımı aldın, <br />
Hüzün zaten bende çok. <br />
"Unut" diyenler olur, <br />
Acımı anlayan yok. <br />
<br />
Karlı dağlarda kaldım, <br />
Viran yollarda kaldım, <br />
Kırdın, içine baktım, <br />
Senle dolu yüreğim. <br />
<br />
Işıktın gözlerime, <br />
Şimdi karanlıktayım. <br />
Yarındın yüreğime, <br />
Yarınsız, hayattayım. <br />
<br />
Toprak olup çiğnensem,<br />
Bulut olup ta gitsem.<br />
Ne kadar inkar etsem,<br />
Senle dolu yüreğim.<br />
<br />
Ötelerden ses verir,<br />
Çektiğim şu "Ah.." larım.<br />
Gülü yok,diken verir,<br />
Yalnızlığım...ağlarım.<br />
<br />
Yarın sensiz olacak,<br />
Mümkün değil unutmak.<br />
Gel de istersen bir bak<br />
Senle dolu yüreğim.<br />
<br />
Sarıldım acılara,<br />
Sarıldım sensizliğe,<br />
Düştüm karanlıklara,<br />
Hasret kaldım gülmeye.<br />
<br />
Acılardan bir gemi,<br />
Yalnızlığın kalesi,<br />
Susuz bir toprak gibi<br />
Senle dolu yüreğim.<br />
<br />
Tebessümün aklımda,<br />
Düşünüpte özlerim.<br />
Yaş kalmamış baktım da<br />
Yaşsız ağlar gözlerim.<br />
<br />
Ahmet Ünal ÇAM]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çocukluk Çağı Şizofrenisi (Erken Başlangıçlı Şizofreni)]]></title>
			<link>http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13105</link>
			<pubDate>Tue, 19 Aug 2008 12:53:03 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13105</guid>
			<description><![CDATA[Çocukluk Çağı Şizofrenisi (Erken Başlangıçlı Şizofreni)Şizofreni, hakkında yanlış bilgilerin çok olduğu, bu nedenle korkulan, düşünme, duygu ve davranışlarda bozukluklarla giden, insanın içe kapanarak, kendine özgü bir dünyada yaşadığı, gerçeklerden ve insanlar arası ilişkilerden uzaklaştığı bir beyin hastalığıdır. Çocukluk çağı şizofrenisi, erişkinlerdeki gibi halüsinasyon (varsanı) ve sanrıları (yanlış inanış, hezeyan) içeren düşünce bozukluğu, duygudurum anormallikleri ve ilişki kurmadaki zorluklarla karakterize bir bozukluktur. Varsanı, diğer insanların hissedemediği şeyler işitmeye, görmeye ve hissetmeye verilen addır. Sanrı ise, birinin hastayı sürekli olarak izlediği şeklinde bir inanç gibi başkaları için uygunsuz ya da olanaksız görünen, doğru olmayan tuhaf fikirlerin bulunması halidir. Şizofreni hastalarında ek olarak bellek, problem çözümü ve planlama gibi düşünce süreçleriyle ilgili bozukluklar da ortaya çıkabilir. Çocuklarda nadir rastlanan bir bozukluk olup, erkek çocuklarda daha sıktır. 5 yaşından önce nadiren görülmekte, özellikle ergenlik çağında görülme riski artmaktadır. Çocuklarda hastalık başlangıcından önce birtakım gelişme gerilikleri görülebilmektedir. Ani başlangıçlı olabileceği gibi özellikle çocuk ve ergenlerde yavaş yavaş, sinsi şekilde başlangıç olabilmektedir. Tedavi edilebilir bir hastalık olmakla beraber, hastaların önemli bir kısmında hastalık tamamen ortadan kalkmayabilir.<br />
<br />
NEDENLERİKesin neden bilinmemekte olup ailede şizofren olması hastalığa yakalanma riskini artırır. Biyolojik, genetik yatkınlığı olan kişilerde, toplumsal ve çevresel olayların etkisiyle ortaya çıkar. Başlamasına ilişkin yanlış inanışlar vardır. Yaşanan stresler tek başına hastalığa neden olmaz, sadece biyolojik yatkınlığı olan kişilerde hastalığın ortaya çıkmasına neden olurlar. Ailenin davranışlarının şizofren yapmadığı ama bozukluğun ortaya çıkmasında veya kötüleşmesinde rol oynadığı düşünülmektedir. Yüksek duygu ifadeli aileler hasta çocuğu negatif yönde etkiler. Son yıllarda şizofreninin ortaya çıkışında dopamin ve serotonin sistemi gibi beyinde yer alan taşıyıcı (nörotransmitter) sistemlerin rol oynadığı araştırmalarla gösterilmektedir. Ayrıca doğum ve hamilelikteki komplikasyonların, erken başlangıçlı şizofrenide sık olduğu bildirilmiştir, doğum mevsimi ve virus enfeksiyonunun da etkili olabileceği düşünülmüştür. Dil ve konuşma gecikmesi, IQ düşüklüğü, dikkat kapasitesinde ve bilgi işleme fonksiyonunda eksiklikler gibi beynin frontal lob fonksiyonlarında bozukluklar erken çocukluk yaş başlangıçlı şizofrenide sık görülmektedir.<br />
<br />
BELİRTİLERİ:<br />
Şizofreninin ortaya çıkışı değişik şekillerde olabilir. Bazı hastalarda aniden ortaya çıkabileceği gibi çoğu hastada sinsice yavaş yavaş gelişir. Yavaş seyir gösteren şizofrenide başlangıçta dikkat toplama güçlüğü, toplumsal ilgiyi kaybetme, içine kapanma, kendine bakımda azalma, dini uğraşılarda artma gibi belirgin olmayan belirtiler görülebilir. Bu başlangıç belirtilerinin ardından birkaç ay veya yıl içinde  de tüm belirtileri ile hastalık ortaya çıkar. Hastalar sıklıkla garip davranışlar ve konuşmalar sergilerler. Gerçekte olmayan sesler işitmeye ve hayaller görmeye başlarlar. Bazı hastalarda garip pozisyonlarda veya hiç hareket etmeksizin uzun süre sessiz kalma görülebilir. Genel olarak çevreye ilgisizlik vardır. Konuşmada dağınıklık, kendine özgü anlamı olan kelimelerle, içerik olarak garip gelen konuşmalar, anlamsızlıklar, mantıksızlıklar olabilir. Duygularda azalma, tepkisizlik, dışa vurumda sorunlar olur. Hareketlerde de bazı değişiklikler gözlenebilir, durgunluktan aşırı hareketliliğe giden bozukluklar olabilir. Bazen sadece garip yüz hareketleri, tekrarlayan bazı hareketler, bazen de saldırgan davranışlar gözlenebilir. Dikkat toplama güçlüğü vardır, hastalar bir konuya odaklanamazlar. Varsanılar (Halüsinasyonlar) ve yanılsamalar (illüzyonlar) gibi algı bozuklukları görülür. Yanılsama dışardan gelen uyaranın yanlış algılanmasıdır. Varsanılara gelince işitme, görme, dokunma gibi çeşitli algılara ilişkin olabilir. En sık işitsel, daha sonra da görsel halüsinasyonlar olur. İşitsel halüsinasyonlar çoğunlukla olumsuz şeyler söyleyen, bazen hakaret eden sözlerdir. Şizofreni hastaları dünyayı değişik algılar. Normalde çevrede varolan uyaranlar dışında olmayan sesler, hayaller, garip kokularla dış dünya karışık ve anlaşılmazdır. Bu ortamda hastalarda bunaltı artışı, heyecan ve korku sıktır. Şizofreni hastalarında saldırganlık sık görülen belirti değildir. Ancak şizofreni belirtileri ortaya çıkmadan önce saldırgan kişiliği olanlarda hastalık ortaya çıktıktan sonra saldırganlık görülebilmektedir. Bunun dışındaki hastalar genelde içine kapanıktır. Şüpheciliği olan hastalar ilaç kullanmıyorlarsa saldırgan olabilirler. Genelde aile içinde veya arkadaş ortamında saldırgan davranışlar gösterirler. Şizofrenide intihar riski normal topluma göre fazladır,hangi hastanın intihar edeceğini önceden kestirmek ise genelde güçtür. Bazı hastalarda belirtiler hafif seyrederken bazılarında şiddetli semptomlar olabilir ve bu durumda hastaları kontrol etmek güçleşebilir. Hastalar okul, arkadaş ilişkileri, toplumsal olaylara ilgi ve isteklerini kaybederler. Toplumsal çekilme, okul devam edememe, arkadaşlardan uzaklaşma, yalnız kalmayı tercih etme sık görülür.<br />
<br />
<br />
TEDAVİSİTedavide amaç; hastaların başkalarıyla normal ilişkiler kurmasına yardımcı olmak, hastayı toplum içinde yaşayabilecek hale getirmek ve hastalığı küçük dozlardaki ilaçlar kullanarak kontrol altında tutabilmektir. Akut vakalar hastaneye yatırılarak tedavi edilir, aşırı taşkınlık gösterenlerde ve katatonik vakalarda elektroşok tedavisi uygulanabilir. Şizofreni tedavisinin temelini antipsikotik grubu ilaç tedavisi oluşturur. Bir çocuk ve ergen psikiyatri uzmanının kontrolünde uzun süreli ilaç tedavileriyle hastalar günlük yaşantılarına dönebilirler. Tedavide, ilaçlara ek olarak destekleyici ve bilgilendirici bireysel, grup ve aile tedavilerinin uygulanması da önemli yararlar sağlar.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Çocukluk Çağı Şizofrenisi (Erken Başlangıçlı Şizofreni)Şizofreni, hakkında yanlış bilgilerin çok olduğu, bu nedenle korkulan, düşünme, duygu ve davranışlarda bozukluklarla giden, insanın içe kapanarak, kendine özgü bir dünyada yaşadığı, gerçeklerden ve insanlar arası ilişkilerden uzaklaştığı bir beyin hastalığıdır. Çocukluk çağı şizofrenisi, erişkinlerdeki gibi halüsinasyon (varsanı) ve sanrıları (yanlış inanış, hezeyan) içeren düşünce bozukluğu, duygudurum anormallikleri ve ilişki kurmadaki zorluklarla karakterize bir bozukluktur. Varsanı, diğer insanların hissedemediği şeyler işitmeye, görmeye ve hissetmeye verilen addır. Sanrı ise, birinin hastayı sürekli olarak izlediği şeklinde bir inanç gibi başkaları için uygunsuz ya da olanaksız görünen, doğru olmayan tuhaf fikirlerin bulunması halidir. Şizofreni hastalarında ek olarak bellek, problem çözümü ve planlama gibi düşünce süreçleriyle ilgili bozukluklar da ortaya çıkabilir. Çocuklarda nadir rastlanan bir bozukluk olup, erkek çocuklarda daha sıktır. 5 yaşından önce nadiren görülmekte, özellikle ergenlik çağında görülme riski artmaktadır. Çocuklarda hastalık başlangıcından önce birtakım gelişme gerilikleri görülebilmektedir. Ani başlangıçlı olabileceği gibi özellikle çocuk ve ergenlerde yavaş yavaş, sinsi şekilde başlangıç olabilmektedir. Tedavi edilebilir bir hastalık olmakla beraber, hastaların önemli bir kısmında hastalık tamamen ortadan kalkmayabilir.<br />
<br />
NEDENLERİKesin neden bilinmemekte olup ailede şizofren olması hastalığa yakalanma riskini artırır. Biyolojik, genetik yatkınlığı olan kişilerde, toplumsal ve çevresel olayların etkisiyle ortaya çıkar. Başlamasına ilişkin yanlış inanışlar vardır. Yaşanan stresler tek başına hastalığa neden olmaz, sadece biyolojik yatkınlığı olan kişilerde hastalığın ortaya çıkmasına neden olurlar. Ailenin davranışlarının şizofren yapmadığı ama bozukluğun ortaya çıkmasında veya kötüleşmesinde rol oynadığı düşünülmektedir. Yüksek duygu ifadeli aileler hasta çocuğu negatif yönde etkiler. Son yıllarda şizofreninin ortaya çıkışında dopamin ve serotonin sistemi gibi beyinde yer alan taşıyıcı (nörotransmitter) sistemlerin rol oynadığı araştırmalarla gösterilmektedir. Ayrıca doğum ve hamilelikteki komplikasyonların, erken başlangıçlı şizofrenide sık olduğu bildirilmiştir, doğum mevsimi ve virus enfeksiyonunun da etkili olabileceği düşünülmüştür. Dil ve konuşma gecikmesi, IQ düşüklüğü, dikkat kapasitesinde ve bilgi işleme fonksiyonunda eksiklikler gibi beynin frontal lob fonksiyonlarında bozukluklar erken çocukluk yaş başlangıçlı şizofrenide sık görülmektedir.<br />
<br />
BELİRTİLERİ:<br />
Şizofreninin ortaya çıkışı değişik şekillerde olabilir. Bazı hastalarda aniden ortaya çıkabileceği gibi çoğu hastada sinsice yavaş yavaş gelişir. Yavaş seyir gösteren şizofrenide başlangıçta dikkat toplama güçlüğü, toplumsal ilgiyi kaybetme, içine kapanma, kendine bakımda azalma, dini uğraşılarda artma gibi belirgin olmayan belirtiler görülebilir. Bu başlangıç belirtilerinin ardından birkaç ay veya yıl içinde  de tüm belirtileri ile hastalık ortaya çıkar. Hastalar sıklıkla garip davranışlar ve konuşmalar sergilerler. Gerçekte olmayan sesler işitmeye ve hayaller görmeye başlarlar. Bazı hastalarda garip pozisyonlarda veya hiç hareket etmeksizin uzun süre sessiz kalma görülebilir. Genel olarak çevreye ilgisizlik vardır. Konuşmada dağınıklık, kendine özgü anlamı olan kelimelerle, içerik olarak garip gelen konuşmalar, anlamsızlıklar, mantıksızlıklar olabilir. Duygularda azalma, tepkisizlik, dışa vurumda sorunlar olur. Hareketlerde de bazı değişiklikler gözlenebilir, durgunluktan aşırı hareketliliğe giden bozukluklar olabilir. Bazen sadece garip yüz hareketleri, tekrarlayan bazı hareketler, bazen de saldırgan davranışlar gözlenebilir. Dikkat toplama güçlüğü vardır, hastalar bir konuya odaklanamazlar. Varsanılar (Halüsinasyonlar) ve yanılsamalar (illüzyonlar) gibi algı bozuklukları görülür. Yanılsama dışardan gelen uyaranın yanlış algılanmasıdır. Varsanılara gelince işitme, görme, dokunma gibi çeşitli algılara ilişkin olabilir. En sık işitsel, daha sonra da görsel halüsinasyonlar olur. İşitsel halüsinasyonlar çoğunlukla olumsuz şeyler söyleyen, bazen hakaret eden sözlerdir. Şizofreni hastaları dünyayı değişik algılar. Normalde çevrede varolan uyaranlar dışında olmayan sesler, hayaller, garip kokularla dış dünya karışık ve anlaşılmazdır. Bu ortamda hastalarda bunaltı artışı, heyecan ve korku sıktır. Şizofreni hastalarında saldırganlık sık görülen belirti değildir. Ancak şizofreni belirtileri ortaya çıkmadan önce saldırgan kişiliği olanlarda hastalık ortaya çıktıktan sonra saldırganlık görülebilmektedir. Bunun dışındaki hastalar genelde içine kapanıktır. Şüpheciliği olan hastalar ilaç kullanmıyorlarsa saldırgan olabilirler. Genelde aile içinde veya arkadaş ortamında saldırgan davranışlar gösterirler. Şizofrenide intihar riski normal topluma göre fazladır,hangi hastanın intihar edeceğini önceden kestirmek ise genelde güçtür. Bazı hastalarda belirtiler hafif seyrederken bazılarında şiddetli semptomlar olabilir ve bu durumda hastaları kontrol etmek güçleşebilir. Hastalar okul, arkadaş ilişkileri, toplumsal olaylara ilgi ve isteklerini kaybederler. Toplumsal çekilme, okul devam edememe, arkadaşlardan uzaklaşma, yalnız kalmayı tercih etme sık görülür.<br />
<br />
<br />
TEDAVİSİTedavide amaç; hastaların başkalarıyla normal ilişkiler kurmasına yardımcı olmak, hastayı toplum içinde yaşayabilecek hale getirmek ve hastalığı küçük dozlardaki ilaçlar kullanarak kontrol altında tutabilmektir. Akut vakalar hastaneye yatırılarak tedavi edilir, aşırı taşkınlık gösterenlerde ve katatonik vakalarda elektroşok tedavisi uygulanabilir. Şizofreni tedavisinin temelini antipsikotik grubu ilaç tedavisi oluşturur. Bir çocuk ve ergen psikiyatri uzmanının kontrolünde uzun süreli ilaç tedavileriyle hastalar günlük yaşantılarına dönebilirler. Tedavide, ilaçlara ek olarak destekleyici ve bilgilendirici bireysel, grup ve aile tedavilerinin uygulanması da önemli yararlar sağlar.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[SOSYAL VE PSİKOLOJİK YÖNLERİYLE YAŞLILIK]]></title>
			<link>http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13104</link>
			<pubDate>Tue, 19 Aug 2008 12:50:41 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13104</guid>
			<description><![CDATA[Geçmiş yaşamı değerlendirme düzeyleri erkek ve kadınlarda önemli ölçüde farklılık göstermektedir. Geçmiş yaşamı olumlu yönde değerlendirmede erkekler, kadınlardan daha fazladır. Kadınlar, geçmişi değerlendirme konusunda erkeklerden daha az olumlu düşünce içindedirler. <br />
<br />
Yaşlılarda geçmiş yaşamı değerlendirme düzeyi, medeni durumdan da etkilenmektedir. Geçmiş yaşamı olumlu yönde değerlendirme, en yüksek oranla evli ve birlikte yaşayan yaşlılara aittir. Boşanmış ve eşinden ayrı yaşayan yaşlılar ise en yüksek oranda geçmiş yaşantısını olumsuz yönde değerlendirmektedir. Buna göre yaşlıların geçmiş yaşamı değerlendirme düzeyi medeni duruma göre farklılaşmaktadır.<br />
<br />
Yaşlıların gelecekten umutlu olma düzeyleri de medeni durumlarına göre farklılaşmaktadır. gelecekten umutlu olanlar içerisinde en yüksek oran evli olan yaşlılara aitken; umutsuz olanlar içerisinde en yüksek oran ise evli olup eşinden ayrı yaşayan ve boşanmış olan yaşlılara aittir. Gelecekten umutlu veya umutsuz olma konusunda medeni durumun etkisi vardır.  <br />
<br />
Araştırmaya katılan yaşlıların, son 5 yıl içerisinde yataklı bir tedavi kurumunda yatarak tedavi görme durumları farklı yaş gruplarına göre farklılaşmamaktadır. Buna göre yaş grupları ile yatarak tedavi görme durumu arasında anlamlı bir ilişki olmadığı söylenebilir.<br />
<br />
Yaşlıların sürekli kullanmaları gereken ilaçları olup olmaması durumu, değişik yaş gruplarına göre anlamlı düzeyde farklılaşmaktadır. En alt ve en üst yaş gruplarına doğru sürekli ilaç kullanımı  zorunluluğu artmaktadır. Bu durumda sürekli ilaç kullanımı ile yaş arasında anlamlı bir ilişki olduğu söylenebilir.   <br />
<br />
Yaşlıların birlikte yaşadıkları kişilerle ilişki düzeylerinin, medeni durumlarına göre önemli ölçüde farklılaştığı bulunmuştur. İlişki düzeyinin iyiliği evli olanlarda en yüksek düzeyde iken boşanmış yaşlılarda en alt düzeydedir. Buna göre yaşlıların medeni durumları, kişiler arası ilişki düzeylerini önemli ölçüde etkilemektedir diyebiliriz.<br />
<br />
Yaşlıların aylık gelirleri eğitim düzeylerine göre farklılıklar göstermektedir. Eğitim düzeyi yükseldikçe artan aylık gelir, eğitim düzeyi düştükçe aynı oranda azalmaktadır. Yaşlıların ekonomik durumları eğitim düzeylerinden etkilenmektedir diyebiliriz.<br />
<br />
Araştırmaya katılan yaşlıların geneli kendilerine sunulan sağlık hizmetlerinden memnun olduklarını belirtmiştir. Yaşlıların, kendilerine sunulan sağlık hizmetlerinden memnuniyet düzeyleri, ait oldukları sosyal güvenlik kuruluşuna göre önemli ölçüde farklılaşmaktadır. en yüksek memnuniyet düzeyi Emekli Sandığına mensup yaşlılara aitken, en memnuniyetsiz grup Yeşilkart sahibi yaşlılardır. Bu sonuca göre mensubu olunan sosyal güvenlik kuruluşunun, sağlık hizmetlerinden memnuniyeti etkilediğini söyleyebiliriz. <br />
<br />
Yaşlıların çoğu muayene sonrası hastalığı ve ilaçlarının kullanımı konusunda gerekli bilgilendirilmelerin doktor tarafından kendilerine yapıldığını belirtmiştir. Bağlı olunan sosyal güvenlik kuruluşu, muayene sonrası doktor tarafından bilgilendirilme düzeyini de etkilemektedir. Muayene sonrası hastalığı ve kullanması gereken ilaçlar konusunda doktor tarafından bilgilendirildiğini belirten yaşlılar içerisinde en yüksek oran Emekli Sandığı ve Bağ-Kur&#8217;a mensup yaşlılardır.<br />
<br />
ÖNERİLER<br />
Sosyal devlet ilkesinin gereği olarak, her geçen gün toplam nüfus içerisindeki oranı artmakta olan yaşlılara sunulacak sağlık ve sosyal hizmetlerin nitelik ve nicelik yönünden daha etkili ve yeterli bir hale getirilmesi sağlanmalıdır.<br />
<br />
Sağlık alanında yaşlılara sunulacak hizmet kalitesinin artırılması için poliklinik ve servis hizmetleri sunan tüm sağlık personelinin, geriatri psikolojisi konusunda hizmet içi eğitim aşamasında seminer ve sunumlar yoluyla bilgilendirilmesi sağlanmalıdır.<br />
<br />
Devlet hastanelerinde yaşlılara sunulan sağlık hizmetlerinin öncelikli ve aksatılmadan yürütülmesi için hastane Sosyal Servisi bünyesinde gerekli altyapı kurulduktan sonra &#8220;Yaşlı Danışma ve Koordinasyon&#8221; birimi oluşturulmalıdır.<br />
<br />
2022 sayılı yasa ile 65 yaş üzeri yaşlılara sosyal güvenlik hizmeti ile birlikte sunulan ve 3 ayda bir verilen nakdi yardım miktarının ekonomik koşullar göz önünde bulundurularak yeniden düzenlenmesi ve asgari yaşam standartları üzerinde tutulması gerekmektedir. <br />
<br />
Yaşlılara götürülecek hizmetler konusunda etkinliğin sağlanabilmesi için, yaşlıların hizmet beklentilerinin tespit edileceği araştırmaların yapılmalı ve bunun sonuçlarına göre verilecek hizmetlerin yönlendirilmesi sağlanmalıdır.<br />
<br />
Şu an, çoğu, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu ile yerel yönetimlere bağlı olarak yürütülen kurum bakımı, evde bakım, yaşlı kulüpleri, yaşlı danışma, bakım ve rehabilitasyon merkezleri gibi hizmetlerin sayısının artırılması için özel sektörün bu hizmet birimlerine yönlenmesini sağlayacak destekleyici ve teşvik edici yasal düzenlemeler yapılmalıdır.   ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Geçmiş yaşamı değerlendirme düzeyleri erkek ve kadınlarda önemli ölçüde farklılık göstermektedir. Geçmiş yaşamı olumlu yönde değerlendirmede erkekler, kadınlardan daha fazladır. Kadınlar, geçmişi değerlendirme konusunda erkeklerden daha az olumlu düşünce içindedirler. <br />
<br />
Yaşlılarda geçmiş yaşamı değerlendirme düzeyi, medeni durumdan da etkilenmektedir. Geçmiş yaşamı olumlu yönde değerlendirme, en yüksek oranla evli ve birlikte yaşayan yaşlılara aittir. Boşanmış ve eşinden ayrı yaşayan yaşlılar ise en yüksek oranda geçmiş yaşantısını olumsuz yönde değerlendirmektedir. Buna göre yaşlıların geçmiş yaşamı değerlendirme düzeyi medeni duruma göre farklılaşmaktadır.<br />
<br />
Yaşlıların gelecekten umutlu olma düzeyleri de medeni durumlarına göre farklılaşmaktadır. gelecekten umutlu olanlar içerisinde en yüksek oran evli olan yaşlılara aitken; umutsuz olanlar içerisinde en yüksek oran ise evli olup eşinden ayrı yaşayan ve boşanmış olan yaşlılara aittir. Gelecekten umutlu veya umutsuz olma konusunda medeni durumun etkisi vardır.  <br />
<br />
Araştırmaya katılan yaşlıların, son 5 yıl içerisinde yataklı bir tedavi kurumunda yatarak tedavi görme durumları farklı yaş gruplarına göre farklılaşmamaktadır. Buna göre yaş grupları ile yatarak tedavi görme durumu arasında anlamlı bir ilişki olmadığı söylenebilir.<br />
<br />
Yaşlıların sürekli kullanmaları gereken ilaçları olup olmaması durumu, değişik yaş gruplarına göre anlamlı düzeyde farklılaşmaktadır. En alt ve en üst yaş gruplarına doğru sürekli ilaç kullanımı  zorunluluğu artmaktadır. Bu durumda sürekli ilaç kullanımı ile yaş arasında anlamlı bir ilişki olduğu söylenebilir.   <br />
<br />
Yaşlıların birlikte yaşadıkları kişilerle ilişki düzeylerinin, medeni durumlarına göre önemli ölçüde farklılaştığı bulunmuştur. İlişki düzeyinin iyiliği evli olanlarda en yüksek düzeyde iken boşanmış yaşlılarda en alt düzeydedir. Buna göre yaşlıların medeni durumları, kişiler arası ilişki düzeylerini önemli ölçüde etkilemektedir diyebiliriz.<br />
<br />
Yaşlıların aylık gelirleri eğitim düzeylerine göre farklılıklar göstermektedir. Eğitim düzeyi yükseldikçe artan aylık gelir, eğitim düzeyi düştükçe aynı oranda azalmaktadır. Yaşlıların ekonomik durumları eğitim düzeylerinden etkilenmektedir diyebiliriz.<br />
<br />
Araştırmaya katılan yaşlıların geneli kendilerine sunulan sağlık hizmetlerinden memnun olduklarını belirtmiştir. Yaşlıların, kendilerine sunulan sağlık hizmetlerinden memnuniyet düzeyleri, ait oldukları sosyal güvenlik kuruluşuna göre önemli ölçüde farklılaşmaktadır. en yüksek memnuniyet düzeyi Emekli Sandığına mensup yaşlılara aitken, en memnuniyetsiz grup Yeşilkart sahibi yaşlılardır. Bu sonuca göre mensubu olunan sosyal güvenlik kuruluşunun, sağlık hizmetlerinden memnuniyeti etkilediğini söyleyebiliriz. <br />
<br />
Yaşlıların çoğu muayene sonrası hastalığı ve ilaçlarının kullanımı konusunda gerekli bilgilendirilmelerin doktor tarafından kendilerine yapıldığını belirtmiştir. Bağlı olunan sosyal güvenlik kuruluşu, muayene sonrası doktor tarafından bilgilendirilme düzeyini de etkilemektedir. Muayene sonrası hastalığı ve kullanması gereken ilaçlar konusunda doktor tarafından bilgilendirildiğini belirten yaşlılar içerisinde en yüksek oran Emekli Sandığı ve Bağ-Kur&#8217;a mensup yaşlılardır.<br />
<br />
ÖNERİLER<br />
Sosyal devlet ilkesinin gereği olarak, her geçen gün toplam nüfus içerisindeki oranı artmakta olan yaşlılara sunulacak sağlık ve sosyal hizmetlerin nitelik ve nicelik yönünden daha etkili ve yeterli bir hale getirilmesi sağlanmalıdır.<br />
<br />
Sağlık alanında yaşlılara sunulacak hizmet kalitesinin artırılması için poliklinik ve servis hizmetleri sunan tüm sağlık personelinin, geriatri psikolojisi konusunda hizmet içi eğitim aşamasında seminer ve sunumlar yoluyla bilgilendirilmesi sağlanmalıdır.<br />
<br />
Devlet hastanelerinde yaşlılara sunulan sağlık hizmetlerinin öncelikli ve aksatılmadan yürütülmesi için hastane Sosyal Servisi bünyesinde gerekli altyapı kurulduktan sonra &#8220;Yaşlı Danışma ve Koordinasyon&#8221; birimi oluşturulmalıdır.<br />
<br />
2022 sayılı yasa ile 65 yaş üzeri yaşlılara sosyal güvenlik hizmeti ile birlikte sunulan ve 3 ayda bir verilen nakdi yardım miktarının ekonomik koşullar göz önünde bulundurularak yeniden düzenlenmesi ve asgari yaşam standartları üzerinde tutulması gerekmektedir. <br />
<br />
Yaşlılara götürülecek hizmetler konusunda etkinliğin sağlanabilmesi için, yaşlıların hizmet beklentilerinin tespit edileceği araştırmaların yapılmalı ve bunun sonuçlarına göre verilecek hizmetlerin yönlendirilmesi sağlanmalıdır.<br />
<br />
Şu an, çoğu, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu ile yerel yönetimlere bağlı olarak yürütülen kurum bakımı, evde bakım, yaşlı kulüpleri, yaşlı danışma, bakım ve rehabilitasyon merkezleri gibi hizmetlerin sayısının artırılması için özel sektörün bu hizmet birimlerine yönlenmesini sağlayacak destekleyici ve teşvik edici yasal düzenlemeler yapılmalıdır.   ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[UYKU PROBLEMLERİ]]></title>
			<link>http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13103</link>
			<pubDate>Tue, 19 Aug 2008 12:48:40 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13103</guid>
			<description><![CDATA[Aslında herkesin herhangi bir zamanda uyku problemi olur. Bunun için pek çok neden bulunmaktadır. Uykusuzluk en az üç hafta süren uykuya başlama ve devam etmede güçlük olarak tanımlanmıştır. Bir ya da iki gece bozulan uyku, uykusuzluk kavramına uymaz. Aynı zamanda gün boyunca yorulmadıysanız, ne kadar kötü uyuduğunuzu düşünürseniz düşünün uykusuzluk yakınmanız yoktur. Böyle bir durum bile zaman zaman uyuma probleminin olmadığı anlamına gelmemektedir ve bozuk bir uykunun sıkıntısını bilmek için uykusuzluk çekiyor olmanız gerekmez.<br />
<br />
<br />
Genç kişilerin yaşlılardan daha az uyku problemi var gibi görünmektedir. Buna karşın yukarıda belirtildiği gibi bunun yaşlandıkça uyku paternlerinizde meydana gelen değişiklikle ilgisi olabilir. 20 li yaşlarında her 10 kişiden biri uyku problemi olduğundan yakınırken yetmişli yaşlardaki kişilerin 3 te biri şikayet etmektedir.<br />
<br />
Farklı kişiler klasik olarak aşağıdaki problemlerin bir ya da daha fazlasıyla, farklı şekillerde karşılaşmaktadır:<br />
<br />
- Uykuya başlama ve uyuma zamanı arasının uzunluğu (sıklıkla bir o yana bir bu yana dönme)<br />
<br />
- Gece boyunca pek çok kere uyanma, bunun sonucu olarak da sabahleyin kötü uyku uyumuş olma duygusu<br />
<br />
- Erken uyanma ve daha sonra tekrar uyuyamama<br />
<br />
Kötü uykunun nedenleri<br />
<br />
Endişe<br />
- stres ve anksiyete<br />
<br />
İlaçlar<br />
- aşırı alkol<br />
- aşırı nikotin<br />
- aşırı kafein<br />
- çeşitli reçeteli ilaçlar<br />
<br />
Dış faktörler<br />
- ses<br />
- ışık<br />
- aşırı sıcak ya da soğuk<br />
- rahatsız yatak<br />
<br />
Tıbbi durumlar<br />
- ağn<br />
- horlama ve uyku apnesi<br />
- nefessiz kalma (örn. kalp ya da akciğer hastalığının yol açtığı)<br />
- idrar sıklığı<br />
- depresyon<br />
<br />
Günlük hormonal ritmin bozulması<br />
- uzun mesafe uçak yolculuğu<br />
- gece işi<br />
<br />
Fizyolojik<br />
- yaşlılık<br />
<br />
<br />
Anksiyete<br />
<br />
Endişe, uyuma güçlüğü için öne sürülen en sık nedendir. Aslında; neredeyse herkes bir gece endişe nedeniyle rahatsız bir gece uykusu geçirmiştir - düşünceler kafanızda uykunuzu engelleyecek şekilde dolanırken klasik olan bir o yana bir bu yana dönme hikayesi. Eğer bu uyumada bir güçlüğün nedeniyse o zaman endişeye yol açan problemlerle uğraşmalı ya da en azından uyumak için geçmişin ya da ertesi günün endişelerini unutmak mümkün olacak şekilde yeni alışkanlıklar geliştirmektir.<br />
<br />
İlaçlar<br />
<br />
İlaçlar kötü uykunun en alışılmış diğer bir nedenidir. Uyku paternlerinde oluşturdukları rahatsızlıklar gençleri yaşlılardan daha az etkilemektedir.<br />
<br />
Aslında, sıklıkla gecenin sonunda içilen bir ya da iki bardak kahve 30 lu yaşlarındaki insanların bile iyi uyumasını engellerken, 20 li yaşlarındakiler hemen hiçbir etki hissetmez ve çok iyi uyurlar.<br />
<br />
Kafeinin sizi uyanık tuttuğu iyi bilinmektedir, özellikle de kahve gece geç içildiğinde nikotinin de benzer etkisi vardır.<br />
<br />
Alkolün bozuk bir uykuya yol açtığı belki de daha az iyi bilinmektedir. Sıklıkla gecenin sonunda içilen sevdiğiniz bir kadeh içkinin iyi bir gece uykusu uyumanıza yardımcı olacağı düşünülmektedir. Bu alkolün alımdan birkaç saat sonra oluşan geri dönüm ya da çekilme etkisi nedeniyledir. Zira uykuya çabucak dalıp fakat sabahın erken saatlerinde uyanma deneyimi.<br />
<br />
Uyku hapları doktorlar tarafından hastalarına geniş ölçüde reçete edilmektedir ve şaşırtıcı şekilde doktorların kendileri tarafından da kullanılmaktadır. Bu durum, kullanımlarının ortaya çıkardığı problemin şu anda iyi bilinmesi gerçeğine karşın devam etmektedir. En iyisi uyuma ile ilgili kısa dönem problemlerde yararlı olmalarıdır, fakat bu ilaçları uzun dönemler için kullanmak anlamlı değildir. Başka bir özellik de uzun süreli uyku hapları kullanmanın uyuma problemine neden olan sorunu ortadan kaldırmanıza yardımcı olmayacağı ve uyku haplarını aldıktan sonraki etkinin oldukça dramatik olabileceğidir. Tüm formülasyonlar REM ve non-REM uykusunun doğal ritmini değiştirmemesine karşın pek çoğunun etkileri belirsizdir.<br />
<br />
Dış Faktörler<br />
<br />
Çok gürültülü, çok sıcak, çok soğuk ya da yeteri kadar karanlık olmayan bir oda kolaylıkla uyku problemine yol açabilir. Eğer durum böyle ise o zaman odayla ilgili bazı değişikliklerin sırası gelmiştir. İdeal olarak da kat kat gecelik giymeyi gerektirmeyecek şekilde rahat olmanızı sağlayacak kadar sıcak olmalıdır (fakat tercihen rahatsız edici kadar da sıcak olmamalıdır!). Oda iyi havalandırılmalıdır - eğer mümkünse kısmen açık bir pencere ile uyuyun. Uyuyanların tümü, özellikle de iyi uykucular uykularını alabilmek için makul derecede bir sessizliğe gereksinim duyarlar ve tabii ki eğer ortam karanlık değilse uykuya dalmak daha güçtür - örneğin perdeler sokak lambalarını ya da dışarıdaki diğer ışıkları kapatmaya yetecek kadar kalın mı?<br />
<br />
Pek çok kişi orta derecede sert bir yatakta kendini en rahat şekilde hisseder - kısa dönemde yumuşak bir yatak daha rahat görünebilir, fakat uzun dönemde sırtınız için iyi değildir ve iyi bir uykuyu harekete geçirmesi olanaklı değildir. Çift kişilik yataklar bir problem ortaya çıkarabilir, özellikle de eşlerden biri diğerinden daha sert bir yatak severse. Bununla birlikte, iyi bir çift kişilik yatak ortada bombe yapmaz.<br />
<br />
Tıbbi koşullar<br />
<br />
Uykusuzluğa neden olabilecek pek çok tıbbi problem vardır. Uyku apnesi esasen aşırı kilolu erkekleri etkileyen ilginç bir durumdur. Bu durumda uykuya dalışta hava yolları soluk almayı engelleyecek şekilde 20 ila 30 saniye kadar tıkanmış gibi gözükür. Bu da hastayı uykudan uyandıracak şekilde iki ya da üç kez güçlükle nefes almasına yol açar. Ardından hiçbir şekilde iyi bir uyku uyunamaz. Horlama da aşırı kilolu olmakla bağlantılıdır ve horlayan kişi genellikle iyi uyuyabilmesine karşın, eşi ve hattı aynı evdeki diğer insanlar oldukça etkilenebilir.<br />
<br />
Uyku Sorununuzun Olası Yanıtları<br />
<br />
Eğer problemli uykunuz varsa bu durumu düzeltmeye çalışmak için yapabileceğiniz pek çok şey vardır:<br />
<br />
- Sizi uyandıran ya da uyutmayan şeyleri belirleyen birçok şey olabilir.<br />
<br />
- Ozel problemlerle gün içinde ya da akşam ilgilenmeye çalışın - tamamen üstesin -den gelinmediyse en azından ertesi gün ilgilenmek üzere hareket planı yapmaya çalışın; daha sonra onları gece boyunca bir kenara koymak için çaba sarf edin. Bazı kişiler hareket planlarını yazmayı yararlı bulmaktadır.<br />
<br />
<br />
- Gece geç saatte harekete geçirici aktivitelerden uzak durun - bunun içinde iş (bazen önlenemeyen ya da kurs!), ağır egzersiz ve tartışmalar vardır.<br />
<br />
- Hemen yatma saati öncesi aşın yemeyin<br />
<br />
- Kahve, çay ve tütün gibi uyarıcılardan gece geç saatte uzak durun<br />
<br />
- Gece aşırı alkolden kaçının - alkol uyumanıza yardımcı olacak gibi gözükse de harekete geçirdiği uyku kalite açısından zayıftır ve ertesi sabah kendinizi zinde hissetmemenizi yoiaçar.<br />
<br />
- Kendinize her akşam yapacağınız rutin bir iş bulun. Bu sizi rahatlatacak ve hoşunuza gidecek bir şey olmalıdır.<br />
<br />
- Yatak odasını sadece uyku için kullanın - yatak odasında okuma (bunun uyumanıza yardım ettiğini bildiğiniz takdirde aksi olabilir), televizyon seyretme, yemek yeme ve kesinlikle çalışma yapılmamalıdır<br />
<br />
- Hergün hatta erken kalkmanız gerekmeyen günlerde bile kendinizi erken kalkmak üzere ayariayın<br />
<br />
- Eğer uyanma güçlüğünüz varsa, odanın diğer bir tarafına çalar saat koymayı ya da uyandığınızda hemen ışıkları açmayı deneyin<br />
<br />
- Düzenli egzersiz yapmaya çalışın<br />
<br />
- Yatak odasını yatmak için hazırlayın, fakat sadece yorgun olduğunuzda yatağa gidin<br />
<br />
- Tüm bunlara karşın uykuya daima güçlüğünüz olduğunu fark ederseniz yatakta uyanık bir halde oradan oraya dönmeyin. Kalkın ve başka bir odada rahatlatıcı bir şeyler yapın. Kendinizi yorgun hissedene kadar da yatağa geri dönmeyin.<br />
<br />
- Gece yarısı ya da sabah erken uyanırsanız yatakta yatmayı sürdürmeyin. Kalkın ve başka bir odada bir şeyler yapın. Eğer gece yarısı kendinizi böyle bir durumda bulursanız endişelenmeyin. Normalde yapma fırsatı bulamadığınız bir şeyler yapın,örneğin kitap okuyun, hafif müzik dinleyin ya da normalde yoğun olan dünyanızın huzur, sessizlik ve sakinliğinin tadını çıkarın.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Aslında herkesin herhangi bir zamanda uyku problemi olur. Bunun için pek çok neden bulunmaktadır. Uykusuzluk en az üç hafta süren uykuya başlama ve devam etmede güçlük olarak tanımlanmıştır. Bir ya da iki gece bozulan uyku, uykusuzluk kavramına uymaz. Aynı zamanda gün boyunca yorulmadıysanız, ne kadar kötü uyuduğunuzu düşünürseniz düşünün uykusuzluk yakınmanız yoktur. Böyle bir durum bile zaman zaman uyuma probleminin olmadığı anlamına gelmemektedir ve bozuk bir uykunun sıkıntısını bilmek için uykusuzluk çekiyor olmanız gerekmez.<br />
<br />
<br />
Genç kişilerin yaşlılardan daha az uyku problemi var gibi görünmektedir. Buna karşın yukarıda belirtildiği gibi bunun yaşlandıkça uyku paternlerinizde meydana gelen değişiklikle ilgisi olabilir. 20 li yaşlarında her 10 kişiden biri uyku problemi olduğundan yakınırken yetmişli yaşlardaki kişilerin 3 te biri şikayet etmektedir.<br />
<br />
Farklı kişiler klasik olarak aşağıdaki problemlerin bir ya da daha fazlasıyla, farklı şekillerde karşılaşmaktadır:<br />
<br />
- Uykuya başlama ve uyuma zamanı arasının uzunluğu (sıklıkla bir o yana bir bu yana dönme)<br />
<br />
- Gece boyunca pek çok kere uyanma, bunun sonucu olarak da sabahleyin kötü uyku uyumuş olma duygusu<br />
<br />
- Erken uyanma ve daha sonra tekrar uyuyamama<br />
<br />
Kötü uykunun nedenleri<br />
<br />
Endişe<br />
- stres ve anksiyete<br />
<br />
İlaçlar<br />
- aşırı alkol<br />
- aşırı nikotin<br />
- aşırı kafein<br />
- çeşitli reçeteli ilaçlar<br />
<br />
Dış faktörler<br />
- ses<br />
- ışık<br />
- aşırı sıcak ya da soğuk<br />
- rahatsız yatak<br />
<br />
Tıbbi durumlar<br />
- ağn<br />
- horlama ve uyku apnesi<br />
- nefessiz kalma (örn. kalp ya da akciğer hastalığının yol açtığı)<br />
- idrar sıklığı<br />
- depresyon<br />
<br />
Günlük hormonal ritmin bozulması<br />
- uzun mesafe uçak yolculuğu<br />
- gece işi<br />
<br />
Fizyolojik<br />
- yaşlılık<br />
<br />
<br />
Anksiyete<br />
<br />
Endişe, uyuma güçlüğü için öne sürülen en sık nedendir. Aslında; neredeyse herkes bir gece endişe nedeniyle rahatsız bir gece uykusu geçirmiştir - düşünceler kafanızda uykunuzu engelleyecek şekilde dolanırken klasik olan bir o yana bir bu yana dönme hikayesi. Eğer bu uyumada bir güçlüğün nedeniyse o zaman endişeye yol açan problemlerle uğraşmalı ya da en azından uyumak için geçmişin ya da ertesi günün endişelerini unutmak mümkün olacak şekilde yeni alışkanlıklar geliştirmektir.<br />
<br />
İlaçlar<br />
<br />
İlaçlar kötü uykunun en alışılmış diğer bir nedenidir. Uyku paternlerinde oluşturdukları rahatsızlıklar gençleri yaşlılardan daha az etkilemektedir.<br />
<br />
Aslında, sıklıkla gecenin sonunda içilen bir ya da iki bardak kahve 30 lu yaşlarındaki insanların bile iyi uyumasını engellerken, 20 li yaşlarındakiler hemen hiçbir etki hissetmez ve çok iyi uyurlar.<br />
<br />
Kafeinin sizi uyanık tuttuğu iyi bilinmektedir, özellikle de kahve gece geç içildiğinde nikotinin de benzer etkisi vardır.<br />
<br />
Alkolün bozuk bir uykuya yol açtığı belki de daha az iyi bilinmektedir. Sıklıkla gecenin sonunda içilen sevdiğiniz bir kadeh içkinin iyi bir gece uykusu uyumanıza yardımcı olacağı düşünülmektedir. Bu alkolün alımdan birkaç saat sonra oluşan geri dönüm ya da çekilme etkisi nedeniyledir. Zira uykuya çabucak dalıp fakat sabahın erken saatlerinde uyanma deneyimi.<br />
<br />
Uyku hapları doktorlar tarafından hastalarına geniş ölçüde reçete edilmektedir ve şaşırtıcı şekilde doktorların kendileri tarafından da kullanılmaktadır. Bu durum, kullanımlarının ortaya çıkardığı problemin şu anda iyi bilinmesi gerçeğine karşın devam etmektedir. En iyisi uyuma ile ilgili kısa dönem problemlerde yararlı olmalarıdır, fakat bu ilaçları uzun dönemler için kullanmak anlamlı değildir. Başka bir özellik de uzun süreli uyku hapları kullanmanın uyuma problemine neden olan sorunu ortadan kaldırmanıza yardımcı olmayacağı ve uyku haplarını aldıktan sonraki etkinin oldukça dramatik olabileceğidir. Tüm formülasyonlar REM ve non-REM uykusunun doğal ritmini değiştirmemesine karşın pek çoğunun etkileri belirsizdir.<br />
<br />
Dış Faktörler<br />
<br />
Çok gürültülü, çok sıcak, çok soğuk ya da yeteri kadar karanlık olmayan bir oda kolaylıkla uyku problemine yol açabilir. Eğer durum böyle ise o zaman odayla ilgili bazı değişikliklerin sırası gelmiştir. İdeal olarak da kat kat gecelik giymeyi gerektirmeyecek şekilde rahat olmanızı sağlayacak kadar sıcak olmalıdır (fakat tercihen rahatsız edici kadar da sıcak olmamalıdır!). Oda iyi havalandırılmalıdır - eğer mümkünse kısmen açık bir pencere ile uyuyun. Uyuyanların tümü, özellikle de iyi uykucular uykularını alabilmek için makul derecede bir sessizliğe gereksinim duyarlar ve tabii ki eğer ortam karanlık değilse uykuya dalmak daha güçtür - örneğin perdeler sokak lambalarını ya da dışarıdaki diğer ışıkları kapatmaya yetecek kadar kalın mı?<br />
<br />
Pek çok kişi orta derecede sert bir yatakta kendini en rahat şekilde hisseder - kısa dönemde yumuşak bir yatak daha rahat görünebilir, fakat uzun dönemde sırtınız için iyi değildir ve iyi bir uykuyu harekete geçirmesi olanaklı değildir. Çift kişilik yataklar bir problem ortaya çıkarabilir, özellikle de eşlerden biri diğerinden daha sert bir yatak severse. Bununla birlikte, iyi bir çift kişilik yatak ortada bombe yapmaz.<br />
<br />
Tıbbi koşullar<br />
<br />
Uykusuzluğa neden olabilecek pek çok tıbbi problem vardır. Uyku apnesi esasen aşırı kilolu erkekleri etkileyen ilginç bir durumdur. Bu durumda uykuya dalışta hava yolları soluk almayı engelleyecek şekilde 20 ila 30 saniye kadar tıkanmış gibi gözükür. Bu da hastayı uykudan uyandıracak şekilde iki ya da üç kez güçlükle nefes almasına yol açar. Ardından hiçbir şekilde iyi bir uyku uyunamaz. Horlama da aşırı kilolu olmakla bağlantılıdır ve horlayan kişi genellikle iyi uyuyabilmesine karşın, eşi ve hattı aynı evdeki diğer insanlar oldukça etkilenebilir.<br />
<br />
Uyku Sorununuzun Olası Yanıtları<br />
<br />
Eğer problemli uykunuz varsa bu durumu düzeltmeye çalışmak için yapabileceğiniz pek çok şey vardır:<br />
<br />
- Sizi uyandıran ya da uyutmayan şeyleri belirleyen birçok şey olabilir.<br />
<br />
- Ozel problemlerle gün içinde ya da akşam ilgilenmeye çalışın - tamamen üstesin -den gelinmediyse en azından ertesi gün ilgilenmek üzere hareket planı yapmaya çalışın; daha sonra onları gece boyunca bir kenara koymak için çaba sarf edin. Bazı kişiler hareket planlarını yazmayı yararlı bulmaktadır.<br />
<br />
<br />
- Gece geç saatte harekete geçirici aktivitelerden uzak durun - bunun içinde iş (bazen önlenemeyen ya da kurs!), ağır egzersiz ve tartışmalar vardır.<br />
<br />
- Hemen yatma saati öncesi aşın yemeyin<br />
<br />
- Kahve, çay ve tütün gibi uyarıcılardan gece geç saatte uzak durun<br />
<br />
- Gece aşırı alkolden kaçının - alkol uyumanıza yardımcı olacak gibi gözükse de harekete geçirdiği uyku kalite açısından zayıftır ve ertesi sabah kendinizi zinde hissetmemenizi yoiaçar.<br />
<br />
- Kendinize her akşam yapacağınız rutin bir iş bulun. Bu sizi rahatlatacak ve hoşunuza gidecek bir şey olmalıdır.<br />
<br />
- Yatak odasını sadece uyku için kullanın - yatak odasında okuma (bunun uyumanıza yardım ettiğini bildiğiniz takdirde aksi olabilir), televizyon seyretme, yemek yeme ve kesinlikle çalışma yapılmamalıdır<br />
<br />
- Hergün hatta erken kalkmanız gerekmeyen günlerde bile kendinizi erken kalkmak üzere ayariayın<br />
<br />
- Eğer uyanma güçlüğünüz varsa, odanın diğer bir tarafına çalar saat koymayı ya da uyandığınızda hemen ışıkları açmayı deneyin<br />
<br />
- Düzenli egzersiz yapmaya çalışın<br />
<br />
- Yatak odasını yatmak için hazırlayın, fakat sadece yorgun olduğunuzda yatağa gidin<br />
<br />
- Tüm bunlara karşın uykuya daima güçlüğünüz olduğunu fark ederseniz yatakta uyanık bir halde oradan oraya dönmeyin. Kalkın ve başka bir odada rahatlatıcı bir şeyler yapın. Kendinizi yorgun hissedene kadar da yatağa geri dönmeyin.<br />
<br />
- Gece yarısı ya da sabah erken uyanırsanız yatakta yatmayı sürdürmeyin. Kalkın ve başka bir odada bir şeyler yapın. Eğer gece yarısı kendinizi böyle bir durumda bulursanız endişelenmeyin. Normalde yapma fırsatı bulamadığınız bir şeyler yapın,örneğin kitap okuyun, hafif müzik dinleyin ya da normalde yoğun olan dünyanızın huzur, sessizlik ve sakinliğinin tadını çıkarın.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Duygusal Zeka ...]]></title>
			<link>http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13102</link>
			<pubDate>Tue, 19 Aug 2008 12:46:14 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13102</guid>
			<description><![CDATA[Araştırmacılar her ne kadar duygusal zekanın kalıtımsal olduğunu bulsalar da düzenli ve sistemli bir çalışma ile duygusal zeka öğrenilip, geliştirilebiliyor. Sizlere günlük hayata ve mesleki alanda duygusal zekanızı geliştirebileceğiniz 7 önerimiz var. Öneri 1 : Kendinizi tanıyın. Kim olduğunuzu öğrenin. Duygusal zeka kendinizi tanımanızı şart koşar. Bu o kadar kolay değildir. Bu nedenle biz size bazı sorular hazırladık. Bunları sakin bir şekilde tekrarlanarak kendinize sorun ve kendiniz hakkında daha fazla bilgiye sahip olun: &#8226; Gerçekte ben kimim? Beni ne tanımlar? Kimi veya ne beni şekillendiren? &#8226; Hayatımda hangi rolleri üstleniyorum ve bunlardan hangileri gerçek? &#8226; İhtiyaçlarım nelerdir? Ne istiyorum, ne bekliyorum hayattan? Hedeflerim ne ? benim için önemli olan ne? &#8226; Güçlü ve zayıf yönlerim ne? Neyi iyi yaparım? Bana ne zevk verir. &#8226; Neye inanıyorum ben (ikili ilişkiler, yaşam, başarı, kendim)? &#8226; Benim davranışlarımı, düşüncelerimi, duygularımı belirleyen ne? Bu sorular sadece örnektir. Kişiliğimizin araştırılıp öğrenilecek çok yönleri vardır. Ancak bu çok kolay bir araştırma değildir. Fakat yine de çabaya değer ve heyecan vericidir. Öneri 2 : Duygularınızı ve onları kontrol etmeyi öğrenin. Duygusal doğal ve insancıldır. Kendi duygularımızdan veya diğer insanların duygularından ne kadar az korkarsak, duygusal durumlarda ve duygularımızla o kadar rahat başa çıkabiliriz. Duygusal zeka da işte bunu sağlıyor. Başkalarının duygularını anlamada ne kadar hakimseniz, onların duygularından korkmanıza da o kadar gerek kalmaz. Bu nedenle duygu dünyanızı iyi öğrenip tanıyın çünkü bunlar sizin hayatınızın ayrılmaz parçasıdır. İyi bir imkan da profesyoneller tarafından verilen &#8220;kendini tanıma seminerleridir&#8221;. Ancak günlük hayatımızda da kendimizi yeni algılara açık tutum ve onların değerlendirilmesini yapmadan sadece içinize kaydedin. Kendinize sık sık şu soruları sorun:&#8221;Kendimi nasıl hissediyorum ve bu duyguyu vücudumun en çok neresinde hissediyorum? Böyle hissetmemi sağlayan nedir? Bununla nasıl başa çıkabilirim? Öneri 3 : Kendinizi, kişisel özelliklerinizi başkalarına açık tutunuz. Bizler hepimiz farklıyız. Farklı olmak, diğerlerinden daha iyi yada daha kötü olmak demek değildir. Onların dünyaya bakış açılarının sizinkinden farklı olduğunu ne kadar çabuk anlarsanız, onları da o kadar çabuk tanırsınız. Bu da sizin duygusal zekanızın gelişmesi demektir. Duygusal zekalı insanlar başkaların duygu ve düşüncelerini kendileri için tehlike olarak görmezler, tam tersine ilgi çekici ve yeni bir şeyler öğrenme şansı olarak değerlendirirler. Öneri 4 : İletişim kurma becerinizi geliştiriniz İnsanlar arası iletişimi anlayın - her türlü insanlar arası ilişkilerde , iletişim , bütünlük sağlayıcı, çok yönlü ve çok anlamlı bir konudur. Bu konu ile sıkça ilgilenin iletişim teorilerinden Eric Berne&#8217;nin transaksiyonel analizi veya Ruth van Cohn&#8217;un konu hakkındaki ortak etkileşimi kendi iletişim kurma becerinizi oldukça geliştirir. İletişim kurma kabiliyetinin öğrenilmesi ve geliştirilmesi - Eğer kendinizde iletişim kurma becerisi konusunda eksiklik hissediyorsanız, bunu düzeltmek için çok şey yapabilirsiniz: Çok çeşitli seminerler vasıtasıyla daha etkili iletişim kurmayı öğrenebilirsiniz. Ancak böyle bir seminere katıldığınızda aktif olarak uygulamaların yapılmasına dikkat ediniz ve sizde bu konuda sık sık pratik yapmaya bakınız. Kendinizi ifade etme yöntemlerinizi geliştirin - Bazen kendimizi ifade edebilme sıkıntısı çekeriz. Hatta bazen de ne söyleyeceğimizi, uygun kelimeleri unutup, olay geçtikten sonra nasıl hareket etmemiz, ne söylememiz gerektiği aklımıza gelir. Bu nedenle kelime haznenizi zenginleştirin. Her an yeni kelimeler öğrenin, özellikle de duygu ve düşünce ifade eden kelimeleri. Kendinizi çok yönlü olarak ifade edebilme cesaretimiz olsun. Bazen hal ve hareketleriniz, kelimelerinizden çok daha fazla anlam içerebilir. Örneğin tatlı bir tebessüm bile karşımızdakine iyi bir teselli verebilir. Öneri 5 : Problem çözücü olun Problemleri giderebilme, her zaman bir çıkış yolu bulabilme becerisi duygusal zekanın önemli getirilerinden biridir.bu becerilerinizi sistemli bir çalışma ile geliştirebilirsiniz. Mümkün olduğu kadar çok çeşitli olaylar ve problemler üzerinde düşünün ve bunlara çözümler getirmeye çalışın. Eğer problemlerden korkup kaçmaz ve onlar birer şans, kendini ispatlama fırsatı olarak görürseniz, onları çözmemeniz için hiçbir sebebiniz kalmaz. Öneri 6 : Eleştiriye açık olun Duygusal zekada eleştiri yapabilmek ve eleştiriye açık olmak da çok önemlidir. Konu bir taraftan sizi,diğer taraftan da başkalarını etkiler. Eleştiriye açık olun, bırakın sizi eleştirsinler. Bundan rahatsızlık duymayın. Bu sayede kendinizdeki olumlu ve olumsuz yönleri öğrenme fırsatını elde edersiniz. Siz de eleştiri yapabilin. Ancak bu başkaların onurunu kıracak, kişiliklerine zarar verecek şekilde olmamalı Öneri 7 : İnsanlar ile İlgilenin Duygusal zeka insanın kendisi ile başkaları ile olduğundan son önerimiz de: insanlar ile ilgilenin. Yeni insanlar ile tanışın onların kültürlerini öğrenin. Değişik insan psikolojileri hakkında bilgi edinin. İnsanları harekete geçiren akımları, onların hayat hikayelerini okuyun. Kendinizi ve diğer insanları keşfedin.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Araştırmacılar her ne kadar duygusal zekanın kalıtımsal olduğunu bulsalar da düzenli ve sistemli bir çalışma ile duygusal zeka öğrenilip, geliştirilebiliyor. Sizlere günlük hayata ve mesleki alanda duygusal zekanızı geliştirebileceğiniz 7 önerimiz var. Öneri 1 : Kendinizi tanıyın. Kim olduğunuzu öğrenin. Duygusal zeka kendinizi tanımanızı şart koşar. Bu o kadar kolay değildir. Bu nedenle biz size bazı sorular hazırladık. Bunları sakin bir şekilde tekrarlanarak kendinize sorun ve kendiniz hakkında daha fazla bilgiye sahip olun: &#8226; Gerçekte ben kimim? Beni ne tanımlar? Kimi veya ne beni şekillendiren? &#8226; Hayatımda hangi rolleri üstleniyorum ve bunlardan hangileri gerçek? &#8226; İhtiyaçlarım nelerdir? Ne istiyorum, ne bekliyorum hayattan? Hedeflerim ne ? benim için önemli olan ne? &#8226; Güçlü ve zayıf yönlerim ne? Neyi iyi yaparım? Bana ne zevk verir. &#8226; Neye inanıyorum ben (ikili ilişkiler, yaşam, başarı, kendim)? &#8226; Benim davranışlarımı, düşüncelerimi, duygularımı belirleyen ne? Bu sorular sadece örnektir. Kişiliğimizin araştırılıp öğrenilecek çok yönleri vardır. Ancak bu çok kolay bir araştırma değildir. Fakat yine de çabaya değer ve heyecan vericidir. Öneri 2 : Duygularınızı ve onları kontrol etmeyi öğrenin. Duygusal doğal ve insancıldır. Kendi duygularımızdan veya diğer insanların duygularından ne kadar az korkarsak, duygusal durumlarda ve duygularımızla o kadar rahat başa çıkabiliriz. Duygusal zeka da işte bunu sağlıyor. Başkalarının duygularını anlamada ne kadar hakimseniz, onların duygularından korkmanıza da o kadar gerek kalmaz. Bu nedenle duygu dünyanızı iyi öğrenip tanıyın çünkü bunlar sizin hayatınızın ayrılmaz parçasıdır. İyi bir imkan da profesyoneller tarafından verilen &#8220;kendini tanıma seminerleridir&#8221;. Ancak günlük hayatımızda da kendimizi yeni algılara açık tutum ve onların değerlendirilmesini yapmadan sadece içinize kaydedin. Kendinize sık sık şu soruları sorun:&#8221;Kendimi nasıl hissediyorum ve bu duyguyu vücudumun en çok neresinde hissediyorum? Böyle hissetmemi sağlayan nedir? Bununla nasıl başa çıkabilirim? Öneri 3 : Kendinizi, kişisel özelliklerinizi başkalarına açık tutunuz. Bizler hepimiz farklıyız. Farklı olmak, diğerlerinden daha iyi yada daha kötü olmak demek değildir. Onların dünyaya bakış açılarının sizinkinden farklı olduğunu ne kadar çabuk anlarsanız, onları da o kadar çabuk tanırsınız. Bu da sizin duygusal zekanızın gelişmesi demektir. Duygusal zekalı insanlar başkaların duygu ve düşüncelerini kendileri için tehlike olarak görmezler, tam tersine ilgi çekici ve yeni bir şeyler öğrenme şansı olarak değerlendirirler. Öneri 4 : İletişim kurma becerinizi geliştiriniz İnsanlar arası iletişimi anlayın - her türlü insanlar arası ilişkilerde , iletişim , bütünlük sağlayıcı, çok yönlü ve çok anlamlı bir konudur. Bu konu ile sıkça ilgilenin iletişim teorilerinden Eric Berne&#8217;nin transaksiyonel analizi veya Ruth van Cohn&#8217;un konu hakkındaki ortak etkileşimi kendi iletişim kurma becerinizi oldukça geliştirir. İletişim kurma kabiliyetinin öğrenilmesi ve geliştirilmesi - Eğer kendinizde iletişim kurma becerisi konusunda eksiklik hissediyorsanız, bunu düzeltmek için çok şey yapabilirsiniz: Çok çeşitli seminerler vasıtasıyla daha etkili iletişim kurmayı öğrenebilirsiniz. Ancak böyle bir seminere katıldığınızda aktif olarak uygulamaların yapılmasına dikkat ediniz ve sizde bu konuda sık sık pratik yapmaya bakınız. Kendinizi ifade etme yöntemlerinizi geliştirin - Bazen kendimizi ifade edebilme sıkıntısı çekeriz. Hatta bazen de ne söyleyeceğimizi, uygun kelimeleri unutup, olay geçtikten sonra nasıl hareket etmemiz, ne söylememiz gerektiği aklımıza gelir. Bu nedenle kelime haznenizi zenginleştirin. Her an yeni kelimeler öğrenin, özellikle de duygu ve düşünce ifade eden kelimeleri. Kendinizi çok yönlü olarak ifade edebilme cesaretimiz olsun. Bazen hal ve hareketleriniz, kelimelerinizden çok daha fazla anlam içerebilir. Örneğin tatlı bir tebessüm bile karşımızdakine iyi bir teselli verebilir. Öneri 5 : Problem çözücü olun Problemleri giderebilme, her zaman bir çıkış yolu bulabilme becerisi duygusal zekanın önemli getirilerinden biridir.bu becerilerinizi sistemli bir çalışma ile geliştirebilirsiniz. Mümkün olduğu kadar çok çeşitli olaylar ve problemler üzerinde düşünün ve bunlara çözümler getirmeye çalışın. Eğer problemlerden korkup kaçmaz ve onlar birer şans, kendini ispatlama fırsatı olarak görürseniz, onları çözmemeniz için hiçbir sebebiniz kalmaz. Öneri 6 : Eleştiriye açık olun Duygusal zekada eleştiri yapabilmek ve eleştiriye açık olmak da çok önemlidir. Konu bir taraftan sizi,diğer taraftan da başkalarını etkiler. Eleştiriye açık olun, bırakın sizi eleştirsinler. Bundan rahatsızlık duymayın. Bu sayede kendinizdeki olumlu ve olumsuz yönleri öğrenme fırsatını elde edersiniz. Siz de eleştiri yapabilin. Ancak bu başkaların onurunu kıracak, kişiliklerine zarar verecek şekilde olmamalı Öneri 7 : İnsanlar ile İlgilenin Duygusal zeka insanın kendisi ile başkaları ile olduğundan son önerimiz de: insanlar ile ilgilenin. Yeni insanlar ile tanışın onların kültürlerini öğrenin. Değişik insan psikolojileri hakkında bilgi edinin. İnsanları harekete geçiren akımları, onların hayat hikayelerini okuyun. Kendinizi ve diğer insanları keşfedin.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Depremin Ruhsal Etkileri]]></title>
			<link>http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13101</link>
			<pubDate>Tue, 19 Aug 2008 12:44:43 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13101</guid>
			<description><![CDATA[Deprem Sonrası Görülebilecek Ruhsal Sorunlar Nelerdir ?<br />
<br />
Toplum olarak 17 ağustos depreminin ardından DEPREM GERÇEĞİ ile yüz yüze geldik. Bir kısmımız depremi direk yaşadı geri kalanlar olanları yerinde görerek veya televizyonlardan izleyerek tanık oldu. Uzmanların depremin geçici bir durum olmadığı, tekrar yaşanmasının kaçınılmaz olduğu, ancak ne zaman nerede yaşanacağının bilinmediği yolundaki açıklamaları uyarıcı olması yanında hepimizin kaygı ve korkularında artmaya yol açmaktadır.......<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Ergenlik Dönemi Çatışmalar ve Çözümler   Deprem Travması   Uçuş Korkusu <br />
<br />
Bir Deneme <br />
<br />
Bundan tam bir yıl önce 17 agustos 1999 da istanbul cevresinde buyuk bir deprem meydana geldi. Bu deprem ülkemizdeki ilk büyük deprem olmamasına rağmen İstanbul&#8217;a yakınlığı nedeniyleen cok ses getiren deprem oldu ve ardından gelebilecek olası tehlikelerin konusulması ileetkisini daha da arttırdı.30 binden fazla kişi öldü ve 100 binlerce kişi evsis kaldı ve yaralandı. Depremden yaklasık olarak bir ay sonra enstitümüze bağlı olarak eğitim alan 130 dan fazla öğrencimizin grup çalışmaları başladı. Bu travma 8 grup icinde eğitilen öğrencilerimizide etkilemişti. Bazı grup üyeleri depremin üstünden 1-2 ay gecmesine rağmen yoğun deprem korkuları yaşıyorlardı ve post-travmatik stres bozukluğu tanısını alabilecek kosullara sahiptiler. Bu özel travma ile calışmada bir deneyimimiz olmasada psikodramanın anlamak icin güçlü bir araç oluşu bize travmanin olusum sureci hakkında degerli ip uçları sağladı ve bir procedure gelistirme sansı verdi. <br />
<br />
Bu sunumda size sözünü edeceğim grup oturumlarındaki tüm protagonistler tek oturum ile sorunlarından tamamiyle kurtulmuslardır ve bu calışma prosedürü asağıda sözü edilen basamaklardan oluşmuştur. <br />
<br />
Deprem korkusu etraflıca anlasılması <br />
<br />
Absürd korkuların yada korkuladaki absürd parcaların netlestirilmesi <br />
<br />
Absürd korkularin neleri ve hangi duyguları barındırdığının anlasılması <br />
<br />
Bu iceriklerin protagonistin hayatından kimler cağrıştırdığının bulunması <br />
<br />
Psikodramatik olarak bulguların ele alınması <br />
<br />
Bu prosedürde bizce en önemli nokta absürd korkuların yada korkulardaki absürd parcanin açığa çıkartılması olsada travma tedavisinde establishing safety with self and group, catharsis, exploration of early conflict and family experiences and role training son derece önemli sureclerdir. <br />
<br />
İlk oturum örneği deprem sonrasında verim düşüklüğü yaşayan bir şirket için yapılan çalışmadan seçilmiş bir oturum örneğidir. Grup oturumu yaşanan ortak korkuların konuşulması ile başlamış ve 45 yaşlarında  bir evli ve ergenlik dönemi içinde bulunan bir kızı bulunan bir erkek üye deprem korkusundan kurtulmak için protagonist olmak istedigini belirtmistir. Burada konu edilecek olan tüm diger protagonistler gibi   bu erkek üye zamanının büyük bir çoğunluğunu kaygı ile geçirmekte, uyku uyuyamamakta, deprem rüyaları görmekte ve gün içinde duygu durumunda değişimler gözlenmekteydi. Doğal olarak ilk yapılan gizliliğin konuşulması ve çalışmanın derinlesebileceğine ilişkin kontratın yapılmasıydı. Protagonist deprem sonrasında yaşadığı korkuları anlatırken tüm oykülerde ortak olan absürd ögeleri sergilemeye başladı. Protagonist kendi yatak odası ile kızının yatak odası arasındaki arasındaki koridorun çökeceginden ve ona ulaşamıyacağından korkmaktaydı, uzun ipler almıştı ve sürekli olarak yüksekten inmek yda bir cukurdan çıkmak zorunda kalacağını düşünmekte idi. Bunlar dışında onlarca olasılık olmasına rağmen hiçbirini düşünmüyordu. Bu absürd korkular travmanın kaynağı ile ilgili ilk ip uclarını vermektedir. Protagonist kızı ile arasindaki cöken koridoru, iple kurtulmayı düşündügü cukuru grup üyelerinden seçti ve onların rlune girerek tanıttı. Bu asama protagonistin bilinçdışı içeriğinin anlaşılması için son derece önemli bir rol oynamaktadır. Protagonist  daha sonra yardımcı egoları dinleyecek ve neler hissettiğine bakacaktır. Eğer protagonist hazı ise yönetici bu sembollerin ve onların yarattığı duyguların kimleri cağrıştırdığını soracaktır. Bu sorulara protagonist hiç zorlanmadan yanıt bulmustur. Cukura düsme ve iple kurtulmaya çalışma &#8220;baba&#8221; yı, coken koridor ise kızı ile ilişkilerini ve bu konudaki eşi ile yaptıgı kavgaları çağrıştırmaktadır. Babası A vustralya da yaşamaktadır ve sürekli genç kızlarla evlenmekte ve 5.evliliğini yaşamaktadır. Protagonist küçük yaşta kendisini ve annesini terk edip giden babasına cok kızmakta ve içinde bulunduğu durumdan cok utanmaktadır. Kızı ile ilişkileri soğuktur ve ona daha yakın olmak istemektedir ama baba olusunun buna izin vermediğini, kızının annesine daha yakın oldugunu dile getirir. Bu noktadan sonra oturum klasik bir psikodrama oturumunun asamalarını takib ederek sonlanır. Protagonist ertesi gün oyundan sonra kendisini cok yorgun hissettiğini ama daha sonra deprem korkusu yaşamadığını farkettiğini ve güzelbir uyku uyuduğunu anlatır. <br />
<br />
Benzer absurd korkular bir başka bayan protagoistin deprem korkusu ile calışırken de ortaya çıkar. Bu üye deprem korkusunun yanlızca yatak odasına girince başladığını ve yatak odasının duvarlarının cokeceğini düşlediğini dile getirir. Bu düşüncenini sacmlığının farkındadır ama anlam verememektedir.bu sebolü tanıtır ve çağrısın getiremediğinden sözeder. Bunu üzerine yatak odası hareket edebilir duvarları ile birlikte sahnede protagoniste kurdurulur. Zamanı gelince yatak odasının duvrları hareket edecektir. Depremin başlaması ile birlikte protgonist bağırarak yoğun bir korkuya kapılır ve yatağının başucunda duran yöneticinin yönlendirmeleriyle bir şey hatırlar ve benzer bir korkuyu sevişme sırasında kocasına eski sevgilisinin ismiyle hitab etmek üzereyken kendisini son anda durduduğunda yaşadığını söyler. O an evliliği yıkılma tehlikesiyle karsı karsıya kalmıştır. Eski erkek arkadaşını kocası bilmektedir ve karısını ona olan ilgisinden rahatsız olmaktadır. protagonist eski erkek arkadaşını birkac kez rüysında görmüs ve özlediğini hissetmiş ve rahatsız olmuştur. Daha sonra bunları unutmuş ve bastırdıgı tüm bu kaygılar deprem korkusu olarak ortaya çıkmıştır. Bu çalışmanın ardından protagonistin deprem korkusu bütünüyle ortadan kalmıştır. <br />
<br />
Deprem korkusu yaşayan protagonistlerin bastirdıkları yoğun öfke, suçluluk ve utanç duygularının deprem korkusuna bağlanarak sağlıksız bir deşarj yolu bulduğu ortadadır. <br />
<br />
Bir başka psikodrama oturumunda deprem korkusunu çalışmak isteyen protagonist deprem yüzünden geçmişini yitireceğinden ve belirsizlikten korktugunu ve bir hiç olacağını düsündüğünü, kendi sokağındaki binaların yıkıldığını hayal ettiğini söylemektedir. Gariptirki ölmekten ,sakat kalmaktan , acı çekmekten korkmamaktadır. Absürd sembolleri psikodramada ele alındığı zaman görülür ki belirsizlik ve geçmişi yitirme korkusu babasını ve annesini , yıkılan binala ise kendisini çağrıştırmaktadır. Çalışma sırasında eleştiren ve kontrol eden annne ile reddeden ve cezalandıran baba figürleri ile karşılaşılır. Protagonist hayatı boyunca kaybetme korkuları ile beslenmiştir. Çalışmanın ilerleyen aşamalarında protagonist geçmiş sahnelere doğru ilerler ve çekirdek çatışmalarının ve bastırdığı duyguların cözümlenmesi ile uğraşır. Ertesi gün protagonist deprem korkusu yerine aile ilişkileri ile çalıştıklarını hatırladığını ve garip bir şekilde deprem korkusunun geçtiğini farkettiğini söyler. Protagonist deprem korkusuna bağlanarak dışsrı çıkmaya çalışan bilinçdısı çatışmaları ile yüzyüze gelmiştir. <br />
<br />
Son olarak vermek istdiğim oturum örneğinde protagonist deprem sırasında yada tehlikeli bir durumun varlığında yada korkuya kapıldığında çantasını toplayıp bir köşeye oturduğunu ve evden dışarı çıkmak için hiçbir çaba göstermediğini söyler.üstelik göçük altında kalmaktan çok korkmaktadır. Bu iki sembol incelendiği zaman çantasını toplayıp öylece donup kalmasının anneannesini çağrıştırdığını ve kücükken cezalandırılacağı zaman karanlık bir merdiven altına kitlendiğini ve kıpırdamadan oturmasını söylendiğini ve orada cok korkup sessizce ağladıgını hatırlar. Protagonist icin son derece zor anlardır. Göçük altında kalmayı beklemek ise ona annesini çağrıştırır. Cocukluğu boynca hep ikinci plana itildiği ve ezildiği duygusunu yaşamıştır. Bu metaryellerin çalışılması ile çalışma sonlandırılmıştır. Protagonist bir sonraki ay deprem korkusunun calışmasından sonra kaybolduğunu farkettiğini dile getirir. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Deprem Sonrası Görülebilecek Ruhsal Sorunlar Nelerdir ?<br />
<br />
Toplum olarak 17 ağustos depreminin ardından DEPREM GERÇEĞİ ile yüz yüze geldik. Bir kısmımız depremi direk yaşadı geri kalanlar olanları yerinde görerek veya televizyonlardan izleyerek tanık oldu. Uzmanların depremin geçici bir durum olmadığı, tekrar yaşanmasının kaçınılmaz olduğu, ancak ne zaman nerede yaşanacağının bilinmediği yolundaki açıklamaları uyarıcı olması yanında hepimizin kaygı ve korkularında artmaya yol açmaktadır.......<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Ergenlik Dönemi Çatışmalar ve Çözümler   Deprem Travması   Uçuş Korkusu <br />
<br />
Bir Deneme <br />
<br />
Bundan tam bir yıl önce 17 agustos 1999 da istanbul cevresinde buyuk bir deprem meydana geldi. Bu deprem ülkemizdeki ilk büyük deprem olmamasına rağmen İstanbul&#8217;a yakınlığı nedeniyleen cok ses getiren deprem oldu ve ardından gelebilecek olası tehlikelerin konusulması ileetkisini daha da arttırdı.30 binden fazla kişi öldü ve 100 binlerce kişi evsis kaldı ve yaralandı. Depremden yaklasık olarak bir ay sonra enstitümüze bağlı olarak eğitim alan 130 dan fazla öğrencimizin grup çalışmaları başladı. Bu travma 8 grup icinde eğitilen öğrencilerimizide etkilemişti. Bazı grup üyeleri depremin üstünden 1-2 ay gecmesine rağmen yoğun deprem korkuları yaşıyorlardı ve post-travmatik stres bozukluğu tanısını alabilecek kosullara sahiptiler. Bu özel travma ile calışmada bir deneyimimiz olmasada psikodramanın anlamak icin güçlü bir araç oluşu bize travmanin olusum sureci hakkında degerli ip uçları sağladı ve bir procedure gelistirme sansı verdi. <br />
<br />
Bu sunumda size sözünü edeceğim grup oturumlarındaki tüm protagonistler tek oturum ile sorunlarından tamamiyle kurtulmuslardır ve bu calışma prosedürü asağıda sözü edilen basamaklardan oluşmuştur. <br />
<br />
Deprem korkusu etraflıca anlasılması <br />
<br />
Absürd korkuların yada korkuladaki absürd parcaların netlestirilmesi <br />
<br />
Absürd korkularin neleri ve hangi duyguları barındırdığının anlasılması <br />
<br />
Bu iceriklerin protagonistin hayatından kimler cağrıştırdığının bulunması <br />
<br />
Psikodramatik olarak bulguların ele alınması <br />
<br />
Bu prosedürde bizce en önemli nokta absürd korkuların yada korkulardaki absürd parcanin açığa çıkartılması olsada travma tedavisinde establishing safety with self and group, catharsis, exploration of early conflict and family experiences and role training son derece önemli sureclerdir. <br />
<br />
İlk oturum örneği deprem sonrasında verim düşüklüğü yaşayan bir şirket için yapılan çalışmadan seçilmiş bir oturum örneğidir. Grup oturumu yaşanan ortak korkuların konuşulması ile başlamış ve 45 yaşlarında  bir evli ve ergenlik dönemi içinde bulunan bir kızı bulunan bir erkek üye deprem korkusundan kurtulmak için protagonist olmak istedigini belirtmistir. Burada konu edilecek olan tüm diger protagonistler gibi   bu erkek üye zamanının büyük bir çoğunluğunu kaygı ile geçirmekte, uyku uyuyamamakta, deprem rüyaları görmekte ve gün içinde duygu durumunda değişimler gözlenmekteydi. Doğal olarak ilk yapılan gizliliğin konuşulması ve çalışmanın derinlesebileceğine ilişkin kontratın yapılmasıydı. Protagonist deprem sonrasında yaşadığı korkuları anlatırken tüm oykülerde ortak olan absürd ögeleri sergilemeye başladı. Protagonist kendi yatak odası ile kızının yatak odası arasındaki arasındaki koridorun çökeceginden ve ona ulaşamıyacağından korkmaktaydı, uzun ipler almıştı ve sürekli olarak yüksekten inmek yda bir cukurdan çıkmak zorunda kalacağını düşünmekte idi. Bunlar dışında onlarca olasılık olmasına rağmen hiçbirini düşünmüyordu. Bu absürd korkular travmanın kaynağı ile ilgili ilk ip uclarını vermektedir. Protagonist kızı ile arasindaki cöken koridoru, iple kurtulmayı düşündügü cukuru grup üyelerinden seçti ve onların rlune girerek tanıttı. Bu asama protagonistin bilinçdışı içeriğinin anlaşılması için son derece önemli bir rol oynamaktadır. Protagonist  daha sonra yardımcı egoları dinleyecek ve neler hissettiğine bakacaktır. Eğer protagonist hazı ise yönetici bu sembollerin ve onların yarattığı duyguların kimleri cağrıştırdığını soracaktır. Bu sorulara protagonist hiç zorlanmadan yanıt bulmustur. Cukura düsme ve iple kurtulmaya çalışma &#8220;baba&#8221; yı, coken koridor ise kızı ile ilişkilerini ve bu konudaki eşi ile yaptıgı kavgaları çağrıştırmaktadır. Babası A vustralya da yaşamaktadır ve sürekli genç kızlarla evlenmekte ve 5.evliliğini yaşamaktadır. Protagonist küçük yaşta kendisini ve annesini terk edip giden babasına cok kızmakta ve içinde bulunduğu durumdan cok utanmaktadır. Kızı ile ilişkileri soğuktur ve ona daha yakın olmak istemektedir ama baba olusunun buna izin vermediğini, kızının annesine daha yakın oldugunu dile getirir. Bu noktadan sonra oturum klasik bir psikodrama oturumunun asamalarını takib ederek sonlanır. Protagonist ertesi gün oyundan sonra kendisini cok yorgun hissettiğini ama daha sonra deprem korkusu yaşamadığını farkettiğini ve güzelbir uyku uyuduğunu anlatır. <br />
<br />
Benzer absurd korkular bir başka bayan protagoistin deprem korkusu ile calışırken de ortaya çıkar. Bu üye deprem korkusunun yanlızca yatak odasına girince başladığını ve yatak odasının duvarlarının cokeceğini düşlediğini dile getirir. Bu düşüncenini sacmlığının farkındadır ama anlam verememektedir.bu sebolü tanıtır ve çağrısın getiremediğinden sözeder. Bunu üzerine yatak odası hareket edebilir duvarları ile birlikte sahnede protagoniste kurdurulur. Zamanı gelince yatak odasının duvrları hareket edecektir. Depremin başlaması ile birlikte protgonist bağırarak yoğun bir korkuya kapılır ve yatağının başucunda duran yöneticinin yönlendirmeleriyle bir şey hatırlar ve benzer bir korkuyu sevişme sırasında kocasına eski sevgilisinin ismiyle hitab etmek üzereyken kendisini son anda durduduğunda yaşadığını söyler. O an evliliği yıkılma tehlikesiyle karsı karsıya kalmıştır. Eski erkek arkadaşını kocası bilmektedir ve karısını ona olan ilgisinden rahatsız olmaktadır. protagonist eski erkek arkadaşını birkac kez rüysında görmüs ve özlediğini hissetmiş ve rahatsız olmuştur. Daha sonra bunları unutmuş ve bastırdıgı tüm bu kaygılar deprem korkusu olarak ortaya çıkmıştır. Bu çalışmanın ardından protagonistin deprem korkusu bütünüyle ortadan kalmıştır. <br />
<br />
Deprem korkusu yaşayan protagonistlerin bastirdıkları yoğun öfke, suçluluk ve utanç duygularının deprem korkusuna bağlanarak sağlıksız bir deşarj yolu bulduğu ortadadır. <br />
<br />
Bir başka psikodrama oturumunda deprem korkusunu çalışmak isteyen protagonist deprem yüzünden geçmişini yitireceğinden ve belirsizlikten korktugunu ve bir hiç olacağını düsündüğünü, kendi sokağındaki binaların yıkıldığını hayal ettiğini söylemektedir. Gariptirki ölmekten ,sakat kalmaktan , acı çekmekten korkmamaktadır. Absürd sembolleri psikodramada ele alındığı zaman görülür ki belirsizlik ve geçmişi yitirme korkusu babasını ve annesini , yıkılan binala ise kendisini çağrıştırmaktadır. Çalışma sırasında eleştiren ve kontrol eden annne ile reddeden ve cezalandıran baba figürleri ile karşılaşılır. Protagonist hayatı boyunca kaybetme korkuları ile beslenmiştir. Çalışmanın ilerleyen aşamalarında protagonist geçmiş sahnelere doğru ilerler ve çekirdek çatışmalarının ve bastırdığı duyguların cözümlenmesi ile uğraşır. Ertesi gün protagonist deprem korkusu yerine aile ilişkileri ile çalıştıklarını hatırladığını ve garip bir şekilde deprem korkusunun geçtiğini farkettiğini söyler. Protagonist deprem korkusuna bağlanarak dışsrı çıkmaya çalışan bilinçdısı çatışmaları ile yüzyüze gelmiştir. <br />
<br />
Son olarak vermek istdiğim oturum örneğinde protagonist deprem sırasında yada tehlikeli bir durumun varlığında yada korkuya kapıldığında çantasını toplayıp bir köşeye oturduğunu ve evden dışarı çıkmak için hiçbir çaba göstermediğini söyler.üstelik göçük altında kalmaktan çok korkmaktadır. Bu iki sembol incelendiği zaman çantasını toplayıp öylece donup kalmasının anneannesini çağrıştırdığını ve kücükken cezalandırılacağı zaman karanlık bir merdiven altına kitlendiğini ve kıpırdamadan oturmasını söylendiğini ve orada cok korkup sessizce ağladıgını hatırlar. Protagonist icin son derece zor anlardır. Göçük altında kalmayı beklemek ise ona annesini çağrıştırır. Cocukluğu boynca hep ikinci plana itildiği ve ezildiği duygusunu yaşamıştır. Bu metaryellerin çalışılması ile çalışma sonlandırılmıştır. Protagonist bir sonraki ay deprem korkusunun calışmasından sonra kaybolduğunu farkettiğini dile getirir. ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dileksi Nedir ...?]]></title>
			<link>http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13100</link>
			<pubDate>Tue, 19 Aug 2008 12:37:08 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13100</guid>
			<description><![CDATA[Disleksi bireylerde doğuştan gelen gelişimsel disleksi ve travma sonucu ortaya çıkan disleksi olmak üzere iki şekilde görülmektedir. <br />
<br />
   Gelişimsel disleksi genellikle çocuk  okula başladığı zaman ortaya çıkar. Okuyan - yazan bir toplumun üyesi olabilmek  için disleksi sahibi olan çocuklar da diğerleri gibi okuma yazma becerilerini kazanmak için okul heycanı yaşayan ve okulun başlayacağı günü iple çeken çocuklardır. <br />
<br />
   Disleksi sahibi çocuk eğitim sistemi içinde kendi gelişimsel eksikliği olan okuma yazma becerilerinin gerekliliği ile yüzleşince ne yazık ki  yaşıtlarından ayrı düşmektedir. Öğretmenler ve aileler böyle canlı, zeki ve herhangi  gözle görülebilen fiziksel problemi <br />
<br />
( görme ve işitme ) olmayan bir çocuğun temel okuma yazma becerilerinde  bu denli sorunlar yaşamasını anlamakta güçlük yaşarlar. <br />
<br />
Bilgi sahibi olmamaları, çocuğu yanlış anlayıp tembel ,aptal  veya disiplinsiz gibi yanlış isimlendirmelerine sebep olur. Bu kaçınılmaz son ise çocuğun kendine olan güvenini ve yapabileceklerine dair olan inancını sarsmaktadır.Bu nedenle gelişimsel disleksi yalnız çocuğun  okul yaşamı yada sadece okuma,yazmasını etkilemekle  sınırlı kalmayıp, çocuğun sosyal,psikolojik gelişimini olumsuz yönde etkilenmektedir. <br />
<br />
   Bu etkileşimin yoğunluğu ise çocuğun erken tanısı ile doğru orantılıdır.Disleksi  ilaç tedavisiyle giderilecek bir hastalık değil,doğru eğitimsel yaklaşım ve eğitim  metodları ile üstesinden gelinebilecek bir güçlüktür. <br />
<br />
Günümüzde gelişimsel disleksinin sadece okul çağı çocuklarında görülen bir öğrenme güçlüğü olmadığı daha çok kabul görmektedir. Eğer disleksi ile doğmuşsanız belli bir derecede güçlüğünüz olmaya devam edecektir  ve bu demekttir ki disleksi çocukları, gencleri ve yetişkinleri ömür boyu etkileyecek bir güçlüktür. <br />
<br />
Bütün sınavların yazılı bir şekilde verildiği, beceri değerlendirmelerinin okuma yazmaya dayalı olduğu bir toplumda disleksili birey diğerleri ile nasıl rekabet edebilir? <br />
<br />
Eğer okuyamıyorsa disleksili olan birey in bu toplumdaki yeri neresidir? Bilimsel araştırmalar göstermiştir ki hapıshanedeki mahkumların %50 sinde disleksi belirtileri bulunmaktadır. <br />
<br />
Dolayısı ile bireysel bedelin yanı sıra  toplumsal bedellerde ödenmektedir. Disleksinin mümkün olduğu kadar erken teşhis ve terapsinin gereği, öneminin gerçeği ortaya çıkmaktadır. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Disleksi bireylerde doğuştan gelen gelişimsel disleksi ve travma sonucu ortaya çıkan disleksi olmak üzere iki şekilde görülmektedir. <br />
<br />
   Gelişimsel disleksi genellikle çocuk  okula başladığı zaman ortaya çıkar. Okuyan - yazan bir toplumun üyesi olabilmek  için disleksi sahibi olan çocuklar da diğerleri gibi okuma yazma becerilerini kazanmak için okul heycanı yaşayan ve okulun başlayacağı günü iple çeken çocuklardır. <br />
<br />
   Disleksi sahibi çocuk eğitim sistemi içinde kendi gelişimsel eksikliği olan okuma yazma becerilerinin gerekliliği ile yüzleşince ne yazık ki  yaşıtlarından ayrı düşmektedir. Öğretmenler ve aileler böyle canlı, zeki ve herhangi  gözle görülebilen fiziksel problemi <br />
<br />
( görme ve işitme ) olmayan bir çocuğun temel okuma yazma becerilerinde  bu denli sorunlar yaşamasını anlamakta güçlük yaşarlar. <br />
<br />
Bilgi sahibi olmamaları, çocuğu yanlış anlayıp tembel ,aptal  veya disiplinsiz gibi yanlış isimlendirmelerine sebep olur. Bu kaçınılmaz son ise çocuğun kendine olan güvenini ve yapabileceklerine dair olan inancını sarsmaktadır.Bu nedenle gelişimsel disleksi yalnız çocuğun  okul yaşamı yada sadece okuma,yazmasını etkilemekle  sınırlı kalmayıp, çocuğun sosyal,psikolojik gelişimini olumsuz yönde etkilenmektedir. <br />
<br />
   Bu etkileşimin yoğunluğu ise çocuğun erken tanısı ile doğru orantılıdır.Disleksi  ilaç tedavisiyle giderilecek bir hastalık değil,doğru eğitimsel yaklaşım ve eğitim  metodları ile üstesinden gelinebilecek bir güçlüktür. <br />
<br />
Günümüzde gelişimsel disleksinin sadece okul çağı çocuklarında görülen bir öğrenme güçlüğü olmadığı daha çok kabul görmektedir. Eğer disleksi ile doğmuşsanız belli bir derecede güçlüğünüz olmaya devam edecektir  ve bu demekttir ki disleksi çocukları, gencleri ve yetişkinleri ömür boyu etkileyecek bir güçlüktür. <br />
<br />
Bütün sınavların yazılı bir şekilde verildiği, beceri değerlendirmelerinin okuma yazmaya dayalı olduğu bir toplumda disleksili birey diğerleri ile nasıl rekabet edebilir? <br />
<br />
Eğer okuyamıyorsa disleksili olan birey in bu toplumdaki yeri neresidir? Bilimsel araştırmalar göstermiştir ki hapıshanedeki mahkumların %50 sinde disleksi belirtileri bulunmaktadır. <br />
<br />
Dolayısı ile bireysel bedelin yanı sıra  toplumsal bedellerde ödenmektedir. Disleksinin mümkün olduğu kadar erken teşhis ve terapsinin gereği, öneminin gerçeği ortaya çıkmaktadır. ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çocuklarda Okula Adaptasyon Sorunu]]></title>
			<link>http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13099</link>
			<pubDate>Tue, 19 Aug 2008 12:34:42 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13099</guid>
			<description><![CDATA[Okul döneminin birkaç hafta ilerlemesiyle birlikte en başlarda çok yoğun bir şekilde yaşanmaya başlanan ve şu anda halen devam etmekte olan adaptasyon sorunundan söz etmek istiyorum. Özellikle okula yeni başlayan çocuklar söz konusu olduğunda sıklıkla karşımıza çıkan bu sorunda anne-babalığın etkisi büyüktür. Anne ile olan ilişkide &#8220;bağımlılık&#8221; yaşanması bu sorunun temelinde yer aldığı gibi aynı zamanda okulun ve öğretmenin özellikleri, çocuğun ders algısı, zeka kapasitesi ve derslere genel yaklaşımı bu sorunun artışında birebir rol oynamaktadır. <br />
<br />
Çocuğun ilk 6-7 yılına bakıldığında bu yılların en azından ilk 3&#8217;ü anne ile yoğun bir paylaşım içinde geçmektedir. Daha sonra annenin durumuna bağlı olarak çocuk ya yuvaya verilmekte ya da anneanne/babaannenin yanına bırakılabilmektedir. Geçen yazı dizilerimden takip ettiyseniz eğer, bu ilk yılların anne-çocuk ilişkisi açısından çok krıtik ve önemli olduğunu görebilirsiniz. Bu ilk yıllarda yaşanan ilişkinin niteliğinden dolayı bazı durumlarda çocuk anneye aşırı bağımlı kalır. Üç yaşlarda olması gereken &#8220;sağlıklı kopuş&#8221; gerçekleşmez ve çocuk ileriki yıllarda da anne ile kendisini ayrı bir varlık olarak algılayamayabilir. Bunun olası nedenleri arasında annenin aşırı korumacı olması, annenin kendi bağımlılık sorunlarının var olması, yaşanan travmatik bir olay sonucu çocuğun çok korkup aşırı bir güvenlik ihtiyacı içinde anneye daha çok sarılması..vb. sayılabilir. Bütün bu olası nedenlerin bir sonucu da &#8220;okula adaptasyon sorunu&#8221; olarak tezahür eder. Bu sorun kendini, okula gitmek istememe, okulda sürekli anneyi arama ve ağlama, arkadaşlıklar kuramama, dersi dinlememe, kurallara uymama, sabah erken kalkmak istememe, her defasında okula anne ile gitmek isteme..vb. şeklinde gösterebilir. Bu şekilde bakıldığında aslında temelinde ebeveyn ile olan ilişkide yaşanan bir problem &#8220;görünürde&#8221; bir okula adaptasyon problemi olarak karşımıza çıkar. Eğer bu sorunun köküne inmezsek ve sadece &#8220;okul&#8221; ile ilgili olarak bazı çözümlere gitmeye çalışırsak kalıcı bazı problemlere daha da fazla zemin hazırlamış oluruz. Bunların yanında çocuğun bilişsel kapasitesi ve ayrıca okulla ilgili bazı faktörlere de bakmak gerekir kesinlikle. Örnek olarak çocuğun okulu baştan beri benimsememiş olması, okulun fiziksel koşulları, öğretmenin anlayışlı yaklaşmaması, çocukta var olan zihinsel kapasite eksikliği, dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite problemi...vb. birçok etken aynı zamanda bu sorunu fazlaca azdırabilmektedir. <br />
<br />
Bu konuda özellikle çekirdek nedene inildiğinde ilk yapılması gereken &#8220;çocuğu yargılamamak&#8221;tır. Öncelikle çocuğun yaşadıkları iyice anlaşılmalı ve yan faktörlerin olası etkileri araştırılmalıdır. Eğer gerçekten ilişkide bir bağımlılık probleminden söz ediyorsak o zaman annenin acilen kendi farkındalığını edinmesi lazımdır. Bunun da en iyi yolu &#8220;anne danışmanlığı&#8221; almaktır. Bu danışmanlığı çeşitli uzmanlık dalları vermektedir. Psikologlar, pedagoglar, psikolojik danışmanlar, nlp uzmanları..vb. Burada sorumluluk 0 annededir. Bu sorunun çözümü konusunda yapacağı bu farkındalık çalışması şu anda yüzeyde &#8220;adaptasyon sorunu&#8221; olarak gözüken ama ileride çocuğun değişik yaşam alanlarında (ör. Akademik başarı, ders çalışma motivasyonu, sosyal yaşam ve arkadaşlarıyla yakın olabilme yetisi...vs.) kendini daha ciddi ve krıtik olarak ortaya koyabilecek çetrefilli sorun çeşitlerinin ortaya çıkmasını engellemiş olur. Bununla beraber okulla ya da öğretmenle ilgili bir neden varsa derhal bunu o seviyede çözmek gerekir. Öğretmenle özel olarak konuşulabilir, hatta çok özel durumlarda öğretmen bile değiştirilebilir. Eğer şu anda okulda bu sorun çözülemiyorsa çok geçmeden okulun değiştirilmesi alternatifi bile değerlendirilmelidir. Son olarak eğer çocuğun zeka kapasitesi ile ilgili bir sorun varsa, o zaman da yine yukarıda sözünü ettiğim uzmanlara başvurulmalı ve ayrıca okul rehberlik servislerinden ek destek alınmalıdır.<br />
<br />
Sonuçta okula adaptasyon sorunu yaşayan çocuğa birer anne-baba olarak &#8220;temel nedenler&#8221; açısından bakmalı ve &#8220;nasıl olsa geçer&#8221; yaklaşımından uzaklaşmalıyız. Bugünün sorunları yarının krizleri, çıkmazları ve psikolojik rahatsızlıkları olabilir. Bu yaşlarda yeterli duyarlılığı ve farkındalık cesaretini gösterirsek gelecek için son derece önemli bir yatırım yapmış oluruz. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Okul döneminin birkaç hafta ilerlemesiyle birlikte en başlarda çok yoğun bir şekilde yaşanmaya başlanan ve şu anda halen devam etmekte olan adaptasyon sorunundan söz etmek istiyorum. Özellikle okula yeni başlayan çocuklar söz konusu olduğunda sıklıkla karşımıza çıkan bu sorunda anne-babalığın etkisi büyüktür. Anne ile olan ilişkide &#8220;bağımlılık&#8221; yaşanması bu sorunun temelinde yer aldığı gibi aynı zamanda okulun ve öğretmenin özellikleri, çocuğun ders algısı, zeka kapasitesi ve derslere genel yaklaşımı bu sorunun artışında birebir rol oynamaktadır. <br />
<br />
Çocuğun ilk 6-7 yılına bakıldığında bu yılların en azından ilk 3&#8217;ü anne ile yoğun bir paylaşım içinde geçmektedir. Daha sonra annenin durumuna bağlı olarak çocuk ya yuvaya verilmekte ya da anneanne/babaannenin yanına bırakılabilmektedir. Geçen yazı dizilerimden takip ettiyseniz eğer, bu ilk yılların anne-çocuk ilişkisi açısından çok krıtik ve önemli olduğunu görebilirsiniz. Bu ilk yıllarda yaşanan ilişkinin niteliğinden dolayı bazı durumlarda çocuk anneye aşırı bağımlı kalır. Üç yaşlarda olması gereken &#8220;sağlıklı kopuş&#8221; gerçekleşmez ve çocuk ileriki yıllarda da anne ile kendisini ayrı bir varlık olarak algılayamayabilir. Bunun olası nedenleri arasında annenin aşırı korumacı olması, annenin kendi bağımlılık sorunlarının var olması, yaşanan travmatik bir olay sonucu çocuğun çok korkup aşırı bir güvenlik ihtiyacı içinde anneye daha çok sarılması..vb. sayılabilir. Bütün bu olası nedenlerin bir sonucu da &#8220;okula adaptasyon sorunu&#8221; olarak tezahür eder. Bu sorun kendini, okula gitmek istememe, okulda sürekli anneyi arama ve ağlama, arkadaşlıklar kuramama, dersi dinlememe, kurallara uymama, sabah erken kalkmak istememe, her defasında okula anne ile gitmek isteme..vb. şeklinde gösterebilir. Bu şekilde bakıldığında aslında temelinde ebeveyn ile olan ilişkide yaşanan bir problem &#8220;görünürde&#8221; bir okula adaptasyon problemi olarak karşımıza çıkar. Eğer bu sorunun köküne inmezsek ve sadece &#8220;okul&#8221; ile ilgili olarak bazı çözümlere gitmeye çalışırsak kalıcı bazı problemlere daha da fazla zemin hazırlamış oluruz. Bunların yanında çocuğun bilişsel kapasitesi ve ayrıca okulla ilgili bazı faktörlere de bakmak gerekir kesinlikle. Örnek olarak çocuğun okulu baştan beri benimsememiş olması, okulun fiziksel koşulları, öğretmenin anlayışlı yaklaşmaması, çocukta var olan zihinsel kapasite eksikliği, dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite problemi...vb. birçok etken aynı zamanda bu sorunu fazlaca azdırabilmektedir. <br />
<br />
Bu konuda özellikle çekirdek nedene inildiğinde ilk yapılması gereken &#8220;çocuğu yargılamamak&#8221;tır. Öncelikle çocuğun yaşadıkları iyice anlaşılmalı ve yan faktörlerin olası etkileri araştırılmalıdır. Eğer gerçekten ilişkide bir bağımlılık probleminden söz ediyorsak o zaman annenin acilen kendi farkındalığını edinmesi lazımdır. Bunun da en iyi yolu &#8220;anne danışmanlığı&#8221; almaktır. Bu danışmanlığı çeşitli uzmanlık dalları vermektedir. Psikologlar, pedagoglar, psikolojik danışmanlar, nlp uzmanları..vb. Burada sorumluluk 0 annededir. Bu sorunun çözümü konusunda yapacağı bu farkındalık çalışması şu anda yüzeyde &#8220;adaptasyon sorunu&#8221; olarak gözüken ama ileride çocuğun değişik yaşam alanlarında (ör. Akademik başarı, ders çalışma motivasyonu, sosyal yaşam ve arkadaşlarıyla yakın olabilme yetisi...vs.) kendini daha ciddi ve krıtik olarak ortaya koyabilecek çetrefilli sorun çeşitlerinin ortaya çıkmasını engellemiş olur. Bununla beraber okulla ya da öğretmenle ilgili bir neden varsa derhal bunu o seviyede çözmek gerekir. Öğretmenle özel olarak konuşulabilir, hatta çok özel durumlarda öğretmen bile değiştirilebilir. Eğer şu anda okulda bu sorun çözülemiyorsa çok geçmeden okulun değiştirilmesi alternatifi bile değerlendirilmelidir. Son olarak eğer çocuğun zeka kapasitesi ile ilgili bir sorun varsa, o zaman da yine yukarıda sözünü ettiğim uzmanlara başvurulmalı ve ayrıca okul rehberlik servislerinden ek destek alınmalıdır.<br />
<br />
Sonuçta okula adaptasyon sorunu yaşayan çocuğa birer anne-baba olarak &#8220;temel nedenler&#8221; açısından bakmalı ve &#8220;nasıl olsa geçer&#8221; yaklaşımından uzaklaşmalıyız. Bugünün sorunları yarının krizleri, çıkmazları ve psikolojik rahatsızlıkları olabilir. Bu yaşlarda yeterli duyarlılığı ve farkındalık cesaretini gösterirsek gelecek için son derece önemli bir yatırım yapmış oluruz. ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çocuk Ve Arkadaş ...]]></title>
			<link>http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13098</link>
			<pubDate>Tue, 19 Aug 2008 12:33:50 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13098</guid>
			<description><![CDATA[İsim takma, alay etme gibi davranışların acı verecek boyutlara ulaşması pek çok çocukta güvensizlik yaratır, okula gitmeyi reddederler. Okul öncesi dönem çocukları arkadaşlarıyla gülerek alay ederler. Farklı ve yeni özellikler hakkında masum yorumlar yaparlar. Küçük çocuklar acımasız oldukları için değil, düşüncelerini mantıksal süzgeçten geçirme olgunluğuna ulaşamadıkları için fikirlerini doğrudan ifade ederler. Aldıkları tepkilere dayanarak alay edilmenin yarattığı duyguları ve bunlarla başa çıkma yollarını öğrenirler. Anaokuluna başlayan çocuklar kurallara uymayı öğrenirler ve gruba ait olma duyguları güçlenir. İlkokul yılları boyunca sosyal açıdan kabul görme ihtiyacı giderek önem kazanır. Çocuklar güçlerini göstermek ve akran topluluğuna bağlılıklarını kanıtlamak amacıyla arkadaşlarıyla alay ederler.İlkokul çağındaki çocukların dili kullanma becerileri geliştikçe daha acı verici kelime ve tanımlar seçerler. Çevrelerinde kendilerini uyaracak yetişkinlerin bulunmamasına özen göstererek nerede ve ne zaman alaycı tavırlar sergileyecekleri konusunda daha dikkatli davranırlar. Ergenler ise hastalık, ebeveynin ölümü v.b. durumlarda empati kurmalarına karşın, olumsuz özelliklere sahip akranlarına karşı kırıcı davranabilirler. Ergenin sözel becerileri gelişmiştir. Bireysel zayıflık ve zaafları irdeleyerek bunların üzerine gidecek bilişsel süreçleri tamamlamıştır. Bu dönemde alay etme genellikle ergenin akran grubundan sosyal kabul görmek için, arkadaşlarını diğerlerinin bulunduğu ortamlarda küçük düşürüp utandırmaya çalışmasından kaynaklanır.<br />
<br />
Kız ve erkek çocuklar arasında isim takma, alay etme konusunda farklılıklar bulunmaktadır. Erkekler birbirlerini zayıf noktaları ve erkeklik özelliklerine ilişkin konularda utandırmaya çalışırlar. Kızlar ise arkadaşlarını grup dışında bırakma, söylentiler yayma, fiziksel görünüme ilişkin şaka yapma gibi yaklaşımları tercih ederler.<br />
<br />
Bazı çocuklar fiziksel, davranışsal, psikolojik özelliklerinden dolayı arkadaşları tarafından hedef olarak seçilirler. Gözlük, işitme cihazı v.b. tıbbi araçlar kullanan çocuklar akranları tarafından dışlanabilirler. Bu durumda kullanılan cihazın gerekliği ve işlevi hakkında çocuk ve arkadaşlarına bilgi verilebilir. Kaynaştırma ilkesi doğrultusunda sınıf ortamında diğer öğrencilerle birlikte eğitim gören özürlü çocukların desteklenmeleri, özelliklerinin eğitimciler tarafından akranlara aktarılması önemlidir. Böylelikle engelli öğrenciler yaşıtlarıyla birlikte eğitimlerini sürdürmekte ve diğer çocukların bireysel farklılıklara karşı duyarlılıkları ve hoşgörüleri artabilmektedir.<br />
Çocuğun doğal gelişimini olumsuz yönde etkileyen bazı kusurların cerrahi müdahalelerle ortadan kaldırılması mümkündür. Bu tür ameliyatlar örneğin dudak ve damak yarıkları gibi dil gelişimini doğrudan etkileyen bozuklukların giderilmesinde kaçınılmaz olmaktadır.Bazı plastik, rekonstrüktif cerrahi müdahaleler de ise aile ve çocuğun seçimi ve hekimin önerileri önemlidir. Örneğin uzmanlar kulak gelişiminin 4-5 yaşlarında tamamlandığını bu nedenle halk arasında &#8220;kepçe kulak&#8221; olarak tabir edilen kulak deformitesinin dört yaşından sonra ameliyatla düzeltileceğini belirtmektedirler. Bu konuda anne-babanın yapılacak tıbbi müdahale hakkında çocuğu yaş ve gelişimine uygun olarak bilgilendirmeleri gereklidir. Aile ve hekimin desteğiyle çocuk hastanede yatma ve ameliyat olma sürecine psikolojik olarak hazırlanmalıdır. Ancak diğer yandan fiziksel bazı farklılıkların kişiyi kendine özgü kılan özellikler olduğu ve bireyin bedeniyle barışık yaşaması yaklaşımı da çocuğa kazandırılabilecek bir yaşam görüşüdür.<br />
Kızdırma, alay etme sözel şiddetin bir boyutudur ancak stres yaratan bu durum çocuk ve aileyi çözüm arama konusunda etkin kılabilir. Anne-baba çocuğun alay konusu olan özellikleri konusunda uzmanlara başvurarak yardım alabilirler. Örneğin kilo sorunu olan çocuk için diyetisyenden destek alınarak sağlıklı beslenme bilinci kazandırılabilir. Kekemelik sorunu olan bir çocuk konuşma terapisi ile sorunun üstesinden gelebilir.<br />
<br />
Pek çok çocuk ve ergen alay edilmeyle başa çıkabilecek sosyal beceri ve tekniklere sahip değildir. Kızdırılmaya tepki olarak sergiledikleri üzgün ve kırgın görünüm diğerlerinin alay etmeyi sürdürmelerine yol açar. Yetişkinlerin kızdırılmayı umursamama yönündeki telkinleri etkisiz kalmaktadır. Zira &#8220;mağdurlar&#8221; kırılganlıklarını etkili şekilde saklamayı bilmezler. Çocuklar kızdırılma ve alay etmenin neden olduğu acıyı yetişkinlerin anlayamadıklarını düşünürler. Anne-babanın varolan sorunları göz ardı ederek &#8220;Yok bir şeyin onlar seni kıskanıyorlar&#8221; şeklindeki yorumları ise çocuğun hissettiği stresi artırır, erişkinlere duyduğu güvenin sarsılmasına neden olur.<br />
<br />
Eğitimcilerin alay edilerek küçük düşürülmeye çalışılan mağdurlar üzerinde önemli etkileri bulunmaktadır. Öğretmenler alay etmeyi durdurmaya çalışmazlarsa bu davranışın kabul edilebilir olduğu mesajını vermiş olurlar.<br />
<br />
Anne-baba ve eğitimcilerin çocuklara alay edilmeyle başa çıkma ve olumsuz sonuçlarını engelleme konusunda yardımcı olmaları önemlidir.<br />
<br />
Anne-babalara yönelik öneriler şunlardır:<br />
<br />
&#8226; Kendisiyle alay edildiğini söyleyen çocuğunuzu dinleyin ve duygularını onaylayın.<br />
<br />
&#8226; Çocuğunuzun bu zor durumla başa çıkabilme çabalarını övün.<br />
<br />
&#8226; Ev ortamında alay edilme ve kızdırılmayı içeren hayali oyunlarla alıştırma yapabilmesi için olanak yaratın.<br />
<br />
&#8226; Daha önce yaşadığı durumlarda kullandığı alay edilmeyle başa çıkma beceri ve tekniklerini geliştirmesi konusunda çocuğunuzu destekleyin.<br />
<br />
&#8226; Alay edildiği zaman tepki göstermemesi konusunda çocuğunuza yardımcı olun.<br />
<br />
&#8226; Çocuğunuza kendisiyle alay eden kişiye bakarak göz teması kurmasını söyleyin. Bu güven ve güç ifadesidir.<br />
<br />
&#8226; Çocuğunuza stres yaratan durumlarda sakin ve kontrollü olmayı öğretmek yaşamı boyunca kullanabileceği etkili bir beceridir.<br />
<br />
Eğitimcilere yönelik öneriler şunlardır:<br />
<br />
&#8226; Sınıf ortamında öğrencileri kibar ve anlayışlı davranmaları konusunda yönlendirin.<br />
<br />
&#8226; Alaycı yaklaşımları kesinlikle kabul etmediğinizi açıkça belirtin.<br />
<br />
&#8226; Öğrenciler üzerindeki etki ve gücünüzü bütün öğrencilerin kendilerini gruba ait hissetmeleri için kullanın.<br />
<br />
&#8226; Benzer sorunlar yaşayan çocukların akran dayanışması yaklaşımı doğrultusunda birbirlerine destek olmalarını sağlayın.<br />
<br />
&#8226; Sınıf içinde liderlik özelliklerine sahip, iletişim becerileri gelişmiş öğrencilerin alay edenle/ alay edilen arasındaki sürtüşmeleri çözebilmeleri için arabuluculuk yapmalarını sağlayın.<br />
<br />
&#8226; Mağdurlara yardım edebilmek için okul psikolojik danışmanından yardım alın.<br />
<br />
&#8226; Alay etmeye karşı koymak için sorun çözme seçeneklerini öğrencilerinize anlatın:<br />
<br />
1. Dur ve 5&#8217;e kadar say<br />
2. Seninle alay edenleri görmezden gel<br />
3. Kendini nasıl hissettiğini söyle, örneğin "bana şişko dediğin zaman kendimi çok kötü hissediyorum&#8221; v.b. <br />
<br />
&#8226; &#8220;Kurban&#8221; konumundaki çocuklara özel yetenek veya güçlü yönlerini ortaya koymaları için fırsat sunun.<br />
<br />
&#8226; Olumlu sosyal ilişkiler kurma ve uygun olmayan davranışları değiştirme konusunda anne-babalarla işbirliği geliştirin.<br />
<br />
Sözel şiddete maruz kalanların yanı sıra sürekli olarak arkadaşlarını kızdırıp alay ederek küçük düşürmeye çalışan çocukların da psikolojik açıdan irdelenerek desteklenmeleri gerekmektedir .]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İsim takma, alay etme gibi davranışların acı verecek boyutlara ulaşması pek çok çocukta güvensizlik yaratır, okula gitmeyi reddederler. Okul öncesi dönem çocukları arkadaşlarıyla gülerek alay ederler. Farklı ve yeni özellikler hakkında masum yorumlar yaparlar. Küçük çocuklar acımasız oldukları için değil, düşüncelerini mantıksal süzgeçten geçirme olgunluğuna ulaşamadıkları için fikirlerini doğrudan ifade ederler. Aldıkları tepkilere dayanarak alay edilmenin yarattığı duyguları ve bunlarla başa çıkma yollarını öğrenirler. Anaokuluna başlayan çocuklar kurallara uymayı öğrenirler ve gruba ait olma duyguları güçlenir. İlkokul yılları boyunca sosyal açıdan kabul görme ihtiyacı giderek önem kazanır. Çocuklar güçlerini göstermek ve akran topluluğuna bağlılıklarını kanıtlamak amacıyla arkadaşlarıyla alay ederler.İlkokul çağındaki çocukların dili kullanma becerileri geliştikçe daha acı verici kelime ve tanımlar seçerler. Çevrelerinde kendilerini uyaracak yetişkinlerin bulunmamasına özen göstererek nerede ve ne zaman alaycı tavırlar sergileyecekleri konusunda daha dikkatli davranırlar. Ergenler ise hastalık, ebeveynin ölümü v.b. durumlarda empati kurmalarına karşın, olumsuz özelliklere sahip akranlarına karşı kırıcı davranabilirler. Ergenin sözel becerileri gelişmiştir. Bireysel zayıflık ve zaafları irdeleyerek bunların üzerine gidecek bilişsel süreçleri tamamlamıştır. Bu dönemde alay etme genellikle ergenin akran grubundan sosyal kabul görmek için, arkadaşlarını diğerlerinin bulunduğu ortamlarda küçük düşürüp utandırmaya çalışmasından kaynaklanır.<br />
<br />
Kız ve erkek çocuklar arasında isim takma, alay etme konusunda farklılıklar bulunmaktadır. Erkekler birbirlerini zayıf noktaları ve erkeklik özelliklerine ilişkin konularda utandırmaya çalışırlar. Kızlar ise arkadaşlarını grup dışında bırakma, söylentiler yayma, fiziksel görünüme ilişkin şaka yapma gibi yaklaşımları tercih ederler.<br />
<br />
Bazı çocuklar fiziksel, davranışsal, psikolojik özelliklerinden dolayı arkadaşları tarafından hedef olarak seçilirler. Gözlük, işitme cihazı v.b. tıbbi araçlar kullanan çocuklar akranları tarafından dışlanabilirler. Bu durumda kullanılan cihazın gerekliği ve işlevi hakkında çocuk ve arkadaşlarına bilgi verilebilir. Kaynaştırma ilkesi doğrultusunda sınıf ortamında diğer öğrencilerle birlikte eğitim gören özürlü çocukların desteklenmeleri, özelliklerinin eğitimciler tarafından akranlara aktarılması önemlidir. Böylelikle engelli öğrenciler yaşıtlarıyla birlikte eğitimlerini sürdürmekte ve diğer çocukların bireysel farklılıklara karşı duyarlılıkları ve hoşgörüleri artabilmektedir.<br />
Çocuğun doğal gelişimini olumsuz yönde etkileyen bazı kusurların cerrahi müdahalelerle ortadan kaldırılması mümkündür. Bu tür ameliyatlar örneğin dudak ve damak yarıkları gibi dil gelişimini doğrudan etkileyen bozuklukların giderilmesinde kaçınılmaz olmaktadır.Bazı plastik, rekonstrüktif cerrahi müdahaleler de ise aile ve çocuğun seçimi ve hekimin önerileri önemlidir. Örneğin uzmanlar kulak gelişiminin 4-5 yaşlarında tamamlandığını bu nedenle halk arasında &#8220;kepçe kulak&#8221; olarak tabir edilen kulak deformitesinin dört yaşından sonra ameliyatla düzeltileceğini belirtmektedirler. Bu konuda anne-babanın yapılacak tıbbi müdahale hakkında çocuğu yaş ve gelişimine uygun olarak bilgilendirmeleri gereklidir. Aile ve hekimin desteğiyle çocuk hastanede yatma ve ameliyat olma sürecine psikolojik olarak hazırlanmalıdır. Ancak diğer yandan fiziksel bazı farklılıkların kişiyi kendine özgü kılan özellikler olduğu ve bireyin bedeniyle barışık yaşaması yaklaşımı da çocuğa kazandırılabilecek bir yaşam görüşüdür.<br />
Kızdırma, alay etme sözel şiddetin bir boyutudur ancak stres yaratan bu durum çocuk ve aileyi çözüm arama konusunda etkin kılabilir. Anne-baba çocuğun alay konusu olan özellikleri konusunda uzmanlara başvurarak yardım alabilirler. Örneğin kilo sorunu olan çocuk için diyetisyenden destek alınarak sağlıklı beslenme bilinci kazandırılabilir. Kekemelik sorunu olan bir çocuk konuşma terapisi ile sorunun üstesinden gelebilir.<br />
<br />
Pek çok çocuk ve ergen alay edilmeyle başa çıkabilecek sosyal beceri ve tekniklere sahip değildir. Kızdırılmaya tepki olarak sergiledikleri üzgün ve kırgın görünüm diğerlerinin alay etmeyi sürdürmelerine yol açar. Yetişkinlerin kızdırılmayı umursamama yönündeki telkinleri etkisiz kalmaktadır. Zira &#8220;mağdurlar&#8221; kırılganlıklarını etkili şekilde saklamayı bilmezler. Çocuklar kızdırılma ve alay etmenin neden olduğu acıyı yetişkinlerin anlayamadıklarını düşünürler. Anne-babanın varolan sorunları göz ardı ederek &#8220;Yok bir şeyin onlar seni kıskanıyorlar&#8221; şeklindeki yorumları ise çocuğun hissettiği stresi artırır, erişkinlere duyduğu güvenin sarsılmasına neden olur.<br />
<br />
Eğitimcilerin alay edilerek küçük düşürülmeye çalışılan mağdurlar üzerinde önemli etkileri bulunmaktadır. Öğretmenler alay etmeyi durdurmaya çalışmazlarsa bu davranışın kabul edilebilir olduğu mesajını vermiş olurlar.<br />
<br />
Anne-baba ve eğitimcilerin çocuklara alay edilmeyle başa çıkma ve olumsuz sonuçlarını engelleme konusunda yardımcı olmaları önemlidir.<br />
<br />
Anne-babalara yönelik öneriler şunlardır:<br />
<br />
&#8226; Kendisiyle alay edildiğini söyleyen çocuğunuzu dinleyin ve duygularını onaylayın.<br />
<br />
&#8226; Çocuğunuzun bu zor durumla başa çıkabilme çabalarını övün.<br />
<br />
&#8226; Ev ortamında alay edilme ve kızdırılmayı içeren hayali oyunlarla alıştırma yapabilmesi için olanak yaratın.<br />
<br />
&#8226; Daha önce yaşadığı durumlarda kullandığı alay edilmeyle başa çıkma beceri ve tekniklerini geliştirmesi konusunda çocuğunuzu destekleyin.<br />
<br />
&#8226; Alay edildiği zaman tepki göstermemesi konusunda çocuğunuza yardımcı olun.<br />
<br />
&#8226; Çocuğunuza kendisiyle alay eden kişiye bakarak göz teması kurmasını söyleyin. Bu güven ve güç ifadesidir.<br />
<br />
&#8226; Çocuğunuza stres yaratan durumlarda sakin ve kontrollü olmayı öğretmek yaşamı boyunca kullanabileceği etkili bir beceridir.<br />
<br />
Eğitimcilere yönelik öneriler şunlardır:<br />
<br />
&#8226; Sınıf ortamında öğrencileri kibar ve anlayışlı davranmaları konusunda yönlendirin.<br />
<br />
&#8226; Alaycı yaklaşımları kesinlikle kabul etmediğinizi açıkça belirtin.<br />
<br />
&#8226; Öğrenciler üzerindeki etki ve gücünüzü bütün öğrencilerin kendilerini gruba ait hissetmeleri için kullanın.<br />
<br />
&#8226; Benzer sorunlar yaşayan çocukların akran dayanışması yaklaşımı doğrultusunda birbirlerine destek olmalarını sağlayın.<br />
<br />
&#8226; Sınıf içinde liderlik özelliklerine sahip, iletişim becerileri gelişmiş öğrencilerin alay edenle/ alay edilen arasındaki sürtüşmeleri çözebilmeleri için arabuluculuk yapmalarını sağlayın.<br />
<br />
&#8226; Mağdurlara yardım edebilmek için okul psikolojik danışmanından yardım alın.<br />
<br />
&#8226; Alay etmeye karşı koymak için sorun çözme seçeneklerini öğrencilerinize anlatın:<br />
<br />
1. Dur ve 5&#8217;e kadar say<br />
2. Seninle alay edenleri görmezden gel<br />
3. Kendini nasıl hissettiğini söyle, örneğin "bana şişko dediğin zaman kendimi çok kötü hissediyorum&#8221; v.b. <br />
<br />
&#8226; &#8220;Kurban&#8221; konumundaki çocuklara özel yetenek veya güçlü yönlerini ortaya koymaları için fırsat sunun.<br />
<br />
&#8226; Olumlu sosyal ilişkiler kurma ve uygun olmayan davranışları değiştirme konusunda anne-babalarla işbirliği geliştirin.<br />
<br />
Sözel şiddete maruz kalanların yanı sıra sürekli olarak arkadaşlarını kızdırıp alay ederek küçük düşürmeye çalışan çocukların da psikolojik açıdan irdelenerek desteklenmeleri gerekmektedir .]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çocuğa Ölümü Anlatmak]]></title>
			<link>http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13097</link>
			<pubDate>Tue, 19 Aug 2008 12:31:38 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13097</guid>
			<description><![CDATA[2-3 yaş çocuğu ölümü uzun bir uyku olarak kabul edip, ölenlerin yerden uyanacağını düşünürken, 4-5 yaşından itibaren ölüm gerçeğini kabullenme başlar. Bu durumda da terk edilme duygusu sebebiyle, ya ölen ya da kalan ebeveyn suçlanır ve yalnız kalma korkusu olaşabilir.<br />
<br />
Ölüm, çocukla iletişim kurulabilen andan itibaren saklanmamalı, gerçek ona anlatılmalıdır. Bu açıklama kuşkusuz yaşa göre farklılaşır. 4-5 yaş çocuğuna, hayvanların ve bitkilerin doğup, büyüyüp, yaşlanıp yok olduklarından yola çıkarak açıklama getirilebilir. İlkbaharda yeşeren yaprağın sonbaharda sararıp düşmesi gibi her insanın da yaşlandığında ölebileceği anlatılmalıdır. <br />
<br />
Ölüm sebebiyle aşırı koruyucu bir yaklaşım yerine, eski ilişkiler aynı çizgide sürdürülmeli, çocuğun boş zaman faaliyetleri artırılmalı, kaybolan ebeveyn modelinin yerini bir süre için teyze, amca gibi yakın bir akraba üstlenmelidir. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[2-3 yaş çocuğu ölümü uzun bir uyku olarak kabul edip, ölenlerin yerden uyanacağını düşünürken, 4-5 yaşından itibaren ölüm gerçeğini kabullenme başlar. Bu durumda da terk edilme duygusu sebebiyle, ya ölen ya da kalan ebeveyn suçlanır ve yalnız kalma korkusu olaşabilir.<br />
<br />
Ölüm, çocukla iletişim kurulabilen andan itibaren saklanmamalı, gerçek ona anlatılmalıdır. Bu açıklama kuşkusuz yaşa göre farklılaşır. 4-5 yaş çocuğuna, hayvanların ve bitkilerin doğup, büyüyüp, yaşlanıp yok olduklarından yola çıkarak açıklama getirilebilir. İlkbaharda yeşeren yaprağın sonbaharda sararıp düşmesi gibi her insanın da yaşlandığında ölebileceği anlatılmalıdır. <br />
<br />
Ölüm sebebiyle aşırı koruyucu bir yaklaşım yerine, eski ilişkiler aynı çizgide sürdürülmeli, çocuğun boş zaman faaliyetleri artırılmalı, kaybolan ebeveyn modelinin yerini bir süre için teyze, amca gibi yakın bir akraba üstlenmelidir. ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[BİLİŞSEL ÇARPITMALAR]]></title>
			<link>http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13096</link>
			<pubDate>Tue, 19 Aug 2008 12:30:43 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13096</guid>
			<description><![CDATA[Bilişsel çarpıtma, olayları olduğundan daha farklı algılama, değerlendirme ve yorumlamayı ifade eden bir kavramdır. Özellikle geçinilmesi zor insanlarda çok yaygın görülmektedir. Çok sayıda bilişsel çarpıtma türü bulunmasına karşın aşağıda sık gözlenen bilişsel çarpıtmalara örnekler verilmiştir.<br />
<br />
<br />
<br />
Düşünce okuma: Birisini elinde yeterli kanıt bulunmamasına karşın başkalarının kendisi ile ilgili ne düşündüğünü bildiğini ileri sürmektir. Başkalarının kendisi hakkında değersiz, işe yaramaz ve önemsiz bir insan olduğunu düşündüklerini ileri sürme bu tür çarpıtmaya örnek olarak verilebilir.<br />
<br />
<br />
<br />
Aşırı genelleme: Tek bir yaşantıdan yola çıkarak kişinin kendisi hakkında genel yargılarda bulunmasıdır. Bir maçta iyi futbol oynamasına karşın yaptığı bir hata nedeniyle takımı gol yiyen ve maçı kaybeden bir futbolcunun kendisi hakkında kötü futbolcu olduğunu düşünmesi bu tür çarpıtmaya örnek olarak verilebilir.<br />
<br />
<br />
<br />
Kişiselleştirme: Her hangi bir olayın ortaya çıkmasında ya da bir sorunun yaşanmasında bir çok kişinin sorumluluğu olmasına karşın bir kişinin olup bitenden kendisinin sorumlu olduğunu düşünmesidir. Takımı yenilen bir basketbolcunun yenilgiden kendisini sorumlu tutması bu tür çarpıtmaya örnek olarak verilebilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bilişsel çarpıtma, olayları olduğundan daha farklı algılama, değerlendirme ve yorumlamayı ifade eden bir kavramdır. Özellikle geçinilmesi zor insanlarda çok yaygın görülmektedir. Çok sayıda bilişsel çarpıtma türü bulunmasına karşın aşağıda sık gözlenen bilişsel çarpıtmalara örnekler verilmiştir.<br />
<br />
<br />
<br />
Düşünce okuma: Birisini elinde yeterli kanıt bulunmamasına karşın başkalarının kendisi ile ilgili ne düşündüğünü bildiğini ileri sürmektir. Başkalarının kendisi hakkında değersiz, işe yaramaz ve önemsiz bir insan olduğunu düşündüklerini ileri sürme bu tür çarpıtmaya örnek olarak verilebilir.<br />
<br />
<br />
<br />
Aşırı genelleme: Tek bir yaşantıdan yola çıkarak kişinin kendisi hakkında genel yargılarda bulunmasıdır. Bir maçta iyi futbol oynamasına karşın yaptığı bir hata nedeniyle takımı gol yiyen ve maçı kaybeden bir futbolcunun kendisi hakkında kötü futbolcu olduğunu düşünmesi bu tür çarpıtmaya örnek olarak verilebilir.<br />
<br />
<br />
<br />
Kişiselleştirme: Her hangi bir olayın ortaya çıkmasında ya da bir sorunun yaşanmasında bir çok kişinin sorumluluğu olmasına karşın bir kişinin olup bitenden kendisinin sorumlu olduğunu düşünmesidir. Takımı yenilen bir basketbolcunun yenilgiden kendisini sorumlu tutması bu tür çarpıtmaya örnek olarak verilebilir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Açıklık Ve Dürüstlük]]></title>
			<link>http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13095</link>
			<pubDate>Tue, 19 Aug 2008 12:29:06 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13095</guid>
			<description><![CDATA[Pek çok yemin el kalbin üzerindeyken edilirken mahkemelerde tanıklık ederken avuç havada tutulur. İncil sol elde tutulurken sağ avuç da mahkeme üyelerinin görebileceği şekilde yukarıda tutulur. <br />
<br />
Gündelik karşılaşmalarda insanlar iki temel avuç konumunu kullanırlar. Birincisinde avuç yukarı dönüktür ve yiyecek veya para dilenen dilencinin tipik hareketidir. İkinci harekette ise avuç sanki bir şeyi tutuyor veya kısıtlıyormuşçasına aşağıya dönüktür. <br />
<br />
Birinin açık ve dürüst olup olmadığını anlamanın en anlamlı yollarından biri avuç hareketlerine bakmaktır. Nasıl bir köpek teslimiyet veya yenilgiyi belirtmek için boynunu gösterirse insan denen hayvan da aynı tavır veya duyguyu belirtmek için avuçlarını kullanır. Örneğin, insanlar tamamen açık veya dürüst olmak istediklerinde her iki avuçlarını da karşılarındaki insana açık tutarak "Sana karşı tamamen dürüst olacağım" gibi bir şeyler söylerler. <br />
<br />
Birisi açılmaya veya gerçeği söylemeye başladığında avuçlarının tamamını veya bir kısmını karşısındakine açmaya başlar. Vücut dilinin çoğu öğeleri gibi bu da tamamen bilinçsiz olarak yapılan ve sizde karşıdakinin doğruyu söylediği hissini uyandıran bir harekettir. <br />
<br />
Bir çocuk yalan söylediğinde veya bir şeyi gizlediğinde avuçlarını arkasına saklar. Benzer şekilde arkadaşlarıyla dışarıda bir gece geçirdikten sonra nerede olduğunu söylemek istemeyen bir erkek de nerede olduğunu açıklamaya çalışırken avuçlarını ya ceplerine saklayacak ya da kollarını kavuşturacaktır. Böylece gizlediği avuçlarından karısı doğruyu söylemediği hissine kapılacaktır. <br />
<br />
Pazarlamacılara, müşteri satılan malı neden alamayacağını anlatırken onun avuçlarına bakmaları öğretilir. Gerçek nedenler sadece avuçlar açıktayken söylenir. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Pek çok yemin el kalbin üzerindeyken edilirken mahkemelerde tanıklık ederken avuç havada tutulur. İncil sol elde tutulurken sağ avuç da mahkeme üyelerinin görebileceği şekilde yukarıda tutulur. <br />
<br />
Gündelik karşılaşmalarda insanlar iki temel avuç konumunu kullanırlar. Birincisinde avuç yukarı dönüktür ve yiyecek veya para dilenen dilencinin tipik hareketidir. İkinci harekette ise avuç sanki bir şeyi tutuyor veya kısıtlıyormuşçasına aşağıya dönüktür. <br />
<br />
Birinin açık ve dürüst olup olmadığını anlamanın en anlamlı yollarından biri avuç hareketlerine bakmaktır. Nasıl bir köpek teslimiyet veya yenilgiyi belirtmek için boynunu gösterirse insan denen hayvan da aynı tavır veya duyguyu belirtmek için avuçlarını kullanır. Örneğin, insanlar tamamen açık veya dürüst olmak istediklerinde her iki avuçlarını da karşılarındaki insana açık tutarak "Sana karşı tamamen dürüst olacağım" gibi bir şeyler söylerler. <br />
<br />
Birisi açılmaya veya gerçeği söylemeye başladığında avuçlarının tamamını veya bir kısmını karşısındakine açmaya başlar. Vücut dilinin çoğu öğeleri gibi bu da tamamen bilinçsiz olarak yapılan ve sizde karşıdakinin doğruyu söylediği hissini uyandıran bir harekettir. <br />
<br />
Bir çocuk yalan söylediğinde veya bir şeyi gizlediğinde avuçlarını arkasına saklar. Benzer şekilde arkadaşlarıyla dışarıda bir gece geçirdikten sonra nerede olduğunu söylemek istemeyen bir erkek de nerede olduğunu açıklamaya çalışırken avuçlarını ya ceplerine saklayacak ya da kollarını kavuşturacaktır. Böylece gizlediği avuçlarından karısı doğruyu söylemediği hissine kapılacaktır. <br />
<br />
Pazarlamacılara, müşteri satılan malı neden alamayacağını anlatırken onun avuçlarına bakmaları öğretilir. Gerçek nedenler sadece avuçlar açıktayken söylenir. ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kişilik Tipleri]]></title>
			<link>http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13094</link>
			<pubDate>Tue, 19 Aug 2008 12:26:44 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumusta34.com/showthread.php?tid=13094</guid>
			<description><![CDATA[ATipi Kişilik<br />
<br />
Coşkulu Aceleci Tezcanlı Kişilik<br />
<br />
Bukişilik özelliğine sahip kişilerin zeki, yaratıcı düşünceye sahip, farklı olmaktan hoşlanan, kendine özgü olmak isteyen kişilerdir. Kendileri olmak isterler. Başkasının gittiği yoldan gitmek istemezler. Hayal güçleri geniş ve zengindir. Meraklıdırlar. Yeni bir şeyler öğrenmeyi severler. Araştırıcıdırlar. Kafalarına takılan her şeyi araştırırlar. Kafalarında çok fazla düşünceler,