FRANSA – ALMANYA İLİŞKİSİ
Fransız-Alman ittifakında ABD’nin etkisini daha doğru analiz edebilmek için geçtiğimiz yüzyılın önemli gelişmelerine kısaca göz atalım.
1914 yılında bütün bir kuşak, dünyadaki ilk topyekun savaşa sürükleniyordu, yirmiyi aşkın ülkeden yetmiş milyon insan silah başına çağırıldı. Her ülke savaştan karlı çıkmaya çalışıyordu, her birinin müttefiki ve kapanmamış hesapları vardı.
Büyüyen ekonomisi ve artan nüfusunun gereksinimlerini karşılayacak sömürgeler bulmak için dünya ya açılmaya çalışan Almanya, birçok yerde İngiltere ve Fransa ile karşı karşıya gelmeye başlamıştı.
Fransızlar yıllardır Almanya’nın kendisine karşı saldırıya geçebileceğinden korkuyordu, şimdi bu tehlikenin kökten bertaraf edileceği umudundaydılar.
Savaşa 1917’de Amerika’da girdi. Batı cephesinde Amerika’dan gelen birlikler nedeniyle çarpışmalar yeniden başlamıştı. Almanlar bu şartlarda kazanamayacaklarını anlayıp teslim oldular.
1914‘de hissedilen o umut veren gelecek hiç gerçekleşmemişti. Almanlar teslim olduğu halde, her iki tarafında başlangıçta umulan zaferi kazandığı yada bir başarı elde ettiği söylenemezdi. Dünya artık 1914’de ki dengesine geri dönemezdi, savaş sonunda dört imparatorluk sona erdi.
Birinci dünya savaşı ardından yapılan Varsay antlaşması görüşmelerinde Fransa, Almanya’nın bir daha tehdit oluşturmaması için bütün savaş zararlarının bu ülkeye ödetilmesini öngörüyordu. Almanlara göre bu ağır koşullar “Alman ulusunun yıkımını ve iflası” demekti.
Birinci dünya savaşı sonrası Milletler Cemiyeti’nin silahsızlanma girişimine rağmen tüm dünya silahlanmaya devam ediyordu. Senatosunda milletler cemiyetine girilmesine karşı çıkıldığı için ABD, Versay antlaşmasını tanımamıştı. Amerikan halkı bundan sonra başkalarının savaşlarında yer almak istemiyordu, fakat Amerikan ticari kesimi açgözlülükle daha önce olduğu gibi savaşın getireceği kârların hesabını yapıyordu.
1929’da Amerika’da ekonomik krizi başladı, ardından bu kriz tüm dünyaya yayıldı. Sanki gizli bir el tüm ekonomiyi çökertmişti. Kapitalist sistemin getirdiği işsizlik ve açlık insanları radikal unsurlara yöneltti. Bir yanda aşırı sağ Faşist hareketler, diğer yanda aşırı sol Komünist hareketlere eğilim arttı.
Alman ekonomisi ağır savaş tazminatları altında zayıflamaya devam etti. Bu ağır koşulları hazmedemeyen Alman halkı 1933 yılında kendilerine iş ve onurlu bir yaşam vaad eden Adolf HİTLER’i iktidara getirdi. Avusturya ve ardından Çekoslovakya Alman orduları tarafından işgal edildi.
Tüm bu olup bitenlere Milletler Cemiyeti seyirci kalıyordu, bu nedenle Milletler Cemiyetine duyulan güven sarsıldı.Bu işgaller ardından savaş kaçınılmaz olmuştu, silahlanma hızla devam ediyordu. Daha çok silah üretimiyle yeni iş sahaları açılması, dünya genelinde ekonomiyi canlandırmıştı.
II. Dünya savaşı 1939 yılında İngiltere ve Fransa’nın, Polonya’yı işgal eden Almanya’ya karşı savaş ilan etmesiyle başladı.