Annesiyle yaşıyordu Özge, babasını kaybedeli çok olmuştu. Babası kalp krizi geçirdiğinde henüz üç yaşındaydı. Doğru dürüst hatırlamıyordu bile babasını. Annesi onun edebiyatçı olması için her şeyi yapmıştı. Edebiyatçı olacaktı o, annesi öyle istiyordu. “Sen büyük bir yazar olacaksın ve benim hikâyemi yazacaksın!’ diyordu annesi Özge’ye…
Özge, Edebiyat fakültesinin son sınıfındaydı ve o gün öğrendi annesinin hikâyesini…
Küçük bir kitabın ilk sayfasına annesinin resmi vardı. “Her şey bir bakışın için… Sana, seni yazdım KADINIM…” yazıyordu altında. Kitabı okumaya başladı…
“HAYALİMDEKİ KADINIM’A….
Bu kitabın kopyası yok. Olmayacak da! Bu yazılanlar senindi, sana veriyorum bu kitapla. Zamanından çok erken basılmış bir kitap... Bu kitabın zamana yenik düşmemesi senin elinde. Başka kopyası yok. Sen sakladığın sürece varlığı devam edecek. Bu kitabı sana verirken hayal ettiğim tek şey bir gün evimdeki kitaplıkta bu kitabı bulabilmektir.
Sana dünyada kimsede olmayan bir hediye vereceğimi söylemiştim. Al hediyem olsun!”
İlk sayfayı bitirdiğinde annesi geldi ve elinde o kitabı gördü:
- Özge, ne zamandır benim kitaplığımı karıştırıyorsun? Sana kaç defa söyledim izinsiz kitaplığımı karıştırma diye. İşine yarayacak kitaplar içerde burada senin işine yarayacak bir kitap yok!
- Anne… Sürekli söylediğin, yazmamı istediğin hikâyen bu muydu?
Annesi Özge’ye yaklaştı. İkisinin de gözleri dolmuştu. Özge’ye sarılarak, “Her şeyin bir zamanı vardı canım…” dedi ve ağlamaya başladı. Dakikalarca birbirlerine sarılıp ağladılar. Annesi İnci Hanım, yerinden kalktı ve sandığının en altında sakladığı kutuyu aldı. Yıllar öncesinin şarkılarının bulunduğu bir cd çıkardı. “Onun hediyesiydi!” deyip. Müzik setine taktı… “Mektupları, resimlerimiz, bana aldığı yüzük, küpeler, onun verdiği kupa… Bu da son sigarası paketinden çalmıştım…” Özge, “Peki nerde şimdi o?” diye sordu ve İnci anlatmaya başladı…
Üniversitedeydik Edebiyat fakültesinde okuyordu. Her gün motoruyla gelirdi okula. Motorunu park ettikten sonra etrafına bakmadan doğruca sınıfına giderdi. Günlerce hangi fakültede okuduğunu anlamak için onu sınıfına kadar takip ederdim. Bazen takip ettiğimi anlar gibi arkasına dönüp bakardı. Bende arkamı döner diğer tarafa yürümeye başlardım. Her gün motorunu bıraktığı yerde beklerdim onu. O gelince onun arkasından sınıfına kadar yürürdüm. Bir gün arkasını döndü ve bana yaklaştı, “Ne kadar daha takip edeceksiniz beni İnci Hanım?” diye sordu. Adımı nerden biliyorsunuz bile diyemedim. Hemen kaçtım oradan. Meğer o da beni sormuş arkadaşlarıma. Bir gün bahçede yalnız otururken yanıma geldi:
- Artık tanışmanın vakti gelmedi mi? Her gün aynı dakikalarda aynı yerlerde yürüyoruz. Bu kadar şey tesadüf olamaz değil mi?
- Siz beni tanıyorsunuz zaten, adımı bildiğinize göre…
- Tamam, özür dilerim adınızı size sormalıydım ama ne yapayım size soracak kadar sabredemedim. Bu arada adım Oğuz…
- Memnun oldum Oğuz.
- Ben de İnci…
O gün dünyadaki en mutlu günümdü. Onunla tanışmıştım. Adını biliyordum artık. Bir süre önce aynı dakikalarda yalnız olarak yürüdüğümüz yerlerde beraber yürümeye başladık bir süre sonra. O benim tek yaşama sebebimdi. Sürekli beraber vakit geçiriyorduk. Üniversiteyi bitirip evlenmeyi düşünüyorduk. Ben öğretmen olacaktım o yazar… Üniversite hayatım o kadar doluydu ki her zaman yapacak bir şeyler buluyorduk. Motorun arkasında gezmediğimiz yer kalmamıştı o şehirde. Motorla gezmeye çok korkuyordum ama o var diye o kadar rahattım ki…
- Oğuz artık şu motoru kullanmasan diyorum. Bak bu yıl bitiyor okul araba alalım bir tane hem çocuklarımızı da götürürüz gittiğimiz yere… Bi de…
- Bi de ne İnci?
- Bi de korkuyorum azrail sürekli peşimizde sanki. Bir şey olacak diye çok korkuyorum…
- Korkuyorsan binme o zaman?
- Ne diyorsun sen be! Bana bir şey olacak diye mi korkuyorum… Ne yani sana bir şey olursa umurumda olmaz mı sanıyorsun?
- Merak etme aşkım… Ölmem şimdi daha hikâyemizi yazacağım. Yazar olacağım! Yapacak işlerim var… Bir de… Sana dünyada tek olan bir hediye vereceğim… O yüzden ölmek için çok erken daha…
- İnşallah o hediyeyi hiç veremezsin ve hiç ölmezsin, sevgilim…
Bir gün bir tepeye çıkmıştık… Gökyüzünü seyrediyorduk gece. Yıldızlar ve ay o kadar parlaktı ki. İkimizde dakikalarca sustuk ve gökyüzünü seyrettik. Sonra bir şey demeden sarıldık birbirimize… Hayat onunla o kadar güzeldi ki. Onsuz bir hayat düşünemiyordum. Okul bitiyordu o yıl. Birlikte evimize alacağımız eşyalara bakıyorduk. Gelinliğimin modelini bile seçmiştim…
Bir gün içimde bir sıkıntıyla uyandım. Okula gitmek için hazırlandım. Her gün okula o götürürdü beni. Dışarı çıktığımda onu olduğu yerde göremedim. Aradım telefonunu ama açmadı. Bir korku bastı içimi. Bir şey olmuştu ona yoksa kesin gelirdi. Çaresiz okula gittim. Okulun kapısında beni bekliyordu. “Kusura bakma aşkım… Alamadım bugün seni bir aksilik oldu işim biraz uzadı.” Onu gördüğüme o kadar sevindim ki… Kapının önünde dakikalarca sarıldım. “Ne oldu kötü bir rüya mı gördün?” dedi. “Çok korktum…”, “Tamam İncim, yok bir şey buradayım ben hadi dersine git şimdi çıkışta görüşürüz.”
Derse uçarak gidiyordum onu kaybettiğimi sanmıştım. Sabah orda göremeyince kesin başına bir şey geldi diye düşündüm. Çıkışta bana bir hediye verdi, “Al kimsede olmayan bir hediye… Bir tek sende var başka kopyası yok.” Hemen açtım içinden bir kitap çıktı. Demin baktığın kitap… “Niye başka bir kopyası yok?” “Dünyada bir sen daha yok be İncim!” dedi…
Motora bindik ve yine gezmeye başladık… Sürekli gittiğimiz bir tepe vardı. Gökyüzünü seyrettiğimiz. Oraya gidecektik… Hızlı kullanmayı severdi. Çok hızlıydı yine… Ama bir tedirginlik vardı üzerinde… “Aşkım, kaskımı çıkarabilir misin kafamı çok rahatsız etti. Al sen tak kaskını evde unutmuşsun zaten…” Kaskı aldım kendi başıma taktım… Gittikçe hızlanıyordu.
- Yavaş biraz Oğuz, bir yere yetişmiyoruz. Acelemiz yok!
- İncim… Gökyüzüne baksana tıpkı o gece gibi… Hele şu aya bak aynı senin gibi… Seni çok seviyorum İncim…
Ben de seni seviyorum dedim ve sımsıkı sarıldım gözlerimi kapatıp… Gözlerimi açtığımda hastanedeydim. Saatlerce Oğuz diye sayıklamışım. Oğuz nasıl, ona ne oldu dedim kimse bir şey söylemedi. Yapılan incelemede motorun frenlerinin tutmadığını anlamışlar… Kaskım olmasaymış ben de ölecekmişim… Beni yaşatmak için kaskı bana verdi keşke bunu bilseydim ve o kaskı fırlatsaydım diye aylarca ağladım… Sonra bana verdiği o kitabın son sözlerini okudum… Bir gece önce yazmış;
“Hayat bu… Ne zaman, nasıl ilerleyeceği hiç belli olmuyor. Öylesine yaşıyoruz… Seni çok özleyeceğim. KADINIM!”
Özge donmuş kalmıştı… İnci’yse hıçkırıklar içinde ağlıyordu… Cd son parçaya gelmişti… Oğuz’un İnci’ye okuduğu şiir çalıyordu…
“Yokluğun cehennemin öbür adıdır,
Üşüyorum kapama gözlerini...