22-02-2008, 12:43 AM
Daha önce de belirttiğimiz gibi İtalya Barış Konferansı'ndan eli boş dönmüştür. 1915 Londra ve 1917 Saint Jean de Maurienne Antlaşmalari, Adriyatik ve Doğu Akdeniz'de İtal*ya'ya geniş ufuklar açmıştı. 1915 Antlaşması' Başkan Wilson tanımadı, 1917 Antlaşmasıysa Rusya onaylamadığı için yürürlüğe konmadı. Bu yüzden, İtalya 1915 Antlaşmasıyla Alman Sömürgelerinden pay vaat edilmesine karşın, sö*mürgelerin Manda yönetimine dönüştürülerek dağıtımında payına düşeni alamadı.
Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti'yle An*laşmadevletleri adına İngiliz amirali Arthur arasında,30 ekim 1918’de Mondoros bırakmışı imzalanırken,Osmanlı devletinin kabul etmek zorunda kaldığı hükümler içinde yer alan 7.maddeye göre anlaşma devletleri,güvenliklerini tehlikede gördükleri herhangi bir stratejik bölgeyi,asker çıkararak işgal edebileceklerdi.Bu hüküm,yenen devletlerin kendilerini Wilson ilkeleriyle bağlı saymadıklarını ve fırsat buldukça bunları çiğnediklerini ortaya koyan açık bir örnektir.A.B.D Başkanı Wilson ünlü 8 ocak 1919 bildirisinde, ”Osmanlı imparatorluğu’nda Türk çoğunluğunun yaşamakta olduğu topraklar üzerinde bağımsız bir egemenlik sağlanacaktır” diyordu.Lloyd George da,”biz Türkleri ne başkentlerinden, ne de çoğunlukta bulundukları Anadolu ve Rumeli topraklarından yoksun bırakmak için savaşıyoruz.” diyerek Wilson’u destekledi. Clemenceau’da bu görüşleri katıldığını belirtiyordu. Oysa, üç büyüklerin Türklere karşı tutumlarının Makyevel’ci bir manevradan başka bir şey olmadığı kısa sürede meydana çıktı.Barış antlaşmasının yapılması beklenmeksizin, Türk topraklarının paylaşılmasına girişildi. Bırakışmanın ilk altı ayında İstanbul yenen devletlerin donanmalarının bir üssü durumuna getirildi. Fransızlar Adana, Urfa, Maraş, Antakya, İskenderun’u, İtalyanlar ise Antalya ve Kuşadası’nı işgal ettiler. Mayıs 1919’da Lloyd George’nin girişimi üzerine, yüksek konsey, Anadolu’daki Hristiyanların güvensizliği ve tehdit altında bulundukları gerekçesine dayanarak İzmir’i de işgale hazırlandığına inanılmaktadır. Yunan asıllı silah tüccarı Sir Basil Zaharoff’un da özendirmesiyle, Lloyd George, aslında Clemencau’nun da tuttuğu İngiliz yanlısı Venizelos’a İzmir’den başlayarak Batı Anadolu’yu işgal etmesi için yeşil ışık yakıyor. Yakın Doğuda İngiliz diplomasisi Yunanlıları ve Arapları desteklemekte, Fransızlara karşı çıkmakta, İtalyanların da 1911’de ele geçirdikleri on iki adada ileriye gitmelerini önlemeye çalışmaktadır.
İtalya’yı Fransa’yla karşı karşıya getiren Paris’le Roma arasında çıkar çatışmasına yol açan konuysa Tunus’tur. Tunus Beyi 1881 Bardo antlaşmasıyla dış hükümranlığı aynı zaman da ordudan da sorumlu bir Fransız genel valiye bırakıyordu. Tunus’un resmen himaye altına girişi 8 Haziran 1883 Marsa antlaşmasıyla olmuştur. Aslında, Fransa’nın tam bir eylem özgürlüğü yoktur. Tunus’ta daha önce yerleşmiş çok sayıda İtalyan vardır. Fransa 1896’da İtalya’yla yaptığı sözleşmelerle, Tunus’ta oturan İtalyanlara bazı haklar ve bu arada birkaç kuşaktan beri Tunus’ta yerleşen İtalyanlara İtalyan vatandaşı olma hakkını tanımıştı. Savaştan sonra, Fransız hükümeti, bu ayrıcalıklara sahip İtalyanların devlet içinde devlet oluşturmasından kuşkulanarak, Ekim 1918’de sözleşmelerin bazılarını yürürlükten kaldırdı. Fransız hükümetinin bu davranışının hukuka aykırı yanı yoktu; çünkü yenilenebilir nitelikteki bu sözleşmelerin süresi dolmuştu. Ne var ki, Fransa’nın bu kararı İtalya tarafından tepkiyle karşılandı. Tunus’ta oturan İtalyanların Fransız vatandaşlığını kabul ederek İtalya’yla ilişkilerini kesmeye zorlamaları olasılığı İtalya’yla Fransa arasındaki diplomatik ilişkilerin soğumasına neden oldu.