FORUMUSTA34 - TURKiSH & WORLD PERFECT FORUM

Tam Versiyon: FRANSANIN ANADOLUDAKİ İŞGALİ
Şu anda tam olmayan bir versiyonun içeriğine bakıyorsunuz. Tam versiyona bakınız.


Fransa’nın Ermeni sorununda özel bir konumu vardır. Fransa, daha Osmanlı İmparatorluğu döneminde Ermenilerin hamiliğini üstlenmiş ve özellikle bugünkü Güneydoğu Anadolu illeri ve Çukurova bölgesindeki Ermeniler ile yakın temas içinde olmuştur. Fransa’nın 1. Dünya Savaşı’ndaki Anadolu operasyonlarında Ermeniler özel bir görev üstlenmiştir. 1916 yılında Fransa Başbakanı ‘Ermenilerin mutlaka özgürleştireceğini’ söylerken aynı yıl Ermenilerden müteşekkil bir Ermeni lejyonu oluşturulmuştur. Bölge Ermenileri işgalci Fransa ile yakın mesai içinde olmuşlar ve bölgesel çatışmaların artmasında Fransız politikaları yıkıcı bir rol oynamıştır. Bu dönemde Fransa Ermenilere resmi ağızlardan bir çok vaatte bulunmuş, ancak bunlar yerine getirilmemiş, Anadolu’da tutunamayacağını anlayan Fransız güçleri işgalci ülkeler içinde Ankara ile en hızlı anlaşanların başını çekmiştir. Ancak buna karşın Fransa’daki Ermeni propagandası olanca hızıyla sürmüş ve Fransız kamuoyu Anadolu’da geniş çaplı bir Ermeni katliamının uzunca yıllar sürdüğüne inanmıştır. Ermeni kiliseleri, sosyal ve siyasi örgütlenmesi ise Fransa başta olmak üzere diğer Hıristiyan Batı aleminin bu katliamlar karşısında üzerine düşeni yeterince yapmadığını sıkça tekrarlamıştır. Bu açıdan bakıldığında denebilir ki Fransa Ermeni sorununda bir tür suçluluk duygusunu takip eden yıllarda yaşamıştır.

İkinci olarak Fransa 1915’ten sonra Ermeni diasporasının en güçlü olduğu üç ülkeden biri (Rusya ve ABD ile birlikte) olmuştur. 1914 öncesinde ülkedeki Ermeni sayısı 4.000 kişi civarındaydı. Ancak bunlar etkili ve organize bir kitleydi. Ayrıca Fransa ile ticaret yapan Ermeni tüccarları ve Fransa bağlantılı Ermeni aydınları da üst düzey karar alıcıları Osmanlı’daki gelişmeler konusunda etkileyebiliyorlardı.[1][1] 1915’ten sonra göç hareketleri hızlanan Ermeniler için Fransa önemli bir varış noktasıydı. Bunda Fransız hükümeti ile Anadolu Ermenileri arasında savaş esnasında doğan yakınlık, Osmanlı döneminde kurulan bağlantılar kadar Fransa’ya göçen Ermenilerin önemli bir kısmının Fransız etki sahası altında bulunan Suriye ve Lübnan’dan gelmesinin de büyük bir etkisi vardır. Bu ülkelere ek olarak 1920 ve 1930’lu yıllarda Yunanistan, ve Sovyet Ermenistan’ından da Fransa’ya kayda değer Ermeni göçü yaşanmıştır. Böylece özellikle Paris ve çevresinde yoğunlaşan Ermeni diasporası güçlenmeye başlamıştır. Gelenlerin ticarete yatkınlığı ve önemli bir kısmının Fransızca bilmesi toplum içinde hızla yer edinmelerini kolaylaştırmıştır. Fransa Ermenilerinin bir kısmı 1945’den sonra Stalin’in çağrılarına uyarak Sovyet Ermenistan’ına göç ettiyse de bu süreç oldukça acı bir şekilde sona ermiş ve kendi istekleriyle Ermenistan’a gidenlerin önemli bir kısmı bu kez bu ülkeden kaçmaya çalışmışlardır. Öyle ki bu kişiler içinde Anadolu ve Suriye’den bin bir zorlukla önce Fransa’ya göç eden, ardından Sovyet Ermenistan’ına göç eden ve buradan yasadışı yollarla kaçıp ABD’ye sığınan Ermeniler vardır. Diğer bir deyişle bir nesil içinde dört ayrı ülkede yaşamak zorunda kalmış olan kişiler vardır. Doğal olarak bu da Ermenilerin sorunlara bakışını etkilemiş ve ‘ruhen yaralı’ bir nesil ortaya çıkmıştır.

1950’li yıllar boyunca Filistin ve Doğu Avrupa Ermelileri’nin Fransa’ya göçü gözlenmiş, 1975’den sonra ise Lübnan’dan gelen Ermenilerin sayısında ciddi bir artış yaşanmıştır. Lübnan Ermenilerinin diğer Ermeni toplulukları arasında en çok siyasallaşmış ve radikal fikirlerin en çok gözlendiği Ermeni topluluklarını barındırdığı hatırlanacak olur ise bu ülkeden gelen göçlerle Fransa’daki Ermenilerin de radikalleştiği söylenebilir. Bu dönemde hangi Ortadoğu ülkesinde bir sorun yaşansa o ülkeden gelenler arasında mutlaka Ermeniler de yer almıştır. Örneğin 1979 İran Devrimi’nin ardından İran’dan gelenler Fransa Ermenilerine katılmıştır.[2][2] Özetle zaman içinde Fransa’da güçlü bir Ermeni diasporası oluşmuştur ve bunların sayısı günümüzde 300-400.000 arasında bir rakama ulaşmıştır. Bazı araştırmacılar bu ülkedeki Türk sayısının da hemen hemen bu rakamlarda olduğundan hareketle Türk diasporası ile Ermeni diasporasının birbirini dengelemesi gerektiğinden bahsetmişlerdir. Ancak Fransa Ermeni diasporası bu ülkedeki Türk toplumu ya da başka bir grupla kıyaslanamayacak kadar organize ve etkilidir. Bunun en önemli nedeni Ermeni topluluğunun nispeten çok daha eski bir dönemde Fransa’ya gelmiş olması ve Fransız toplumu ile daha sıkı bağlar kurma fırsatını yakalamış olmasıdır. Türk ve Kuzey Afrikalı gruplar Fransa’ya daha çok ekonomik sıkıntılar nedeniyle gelmişlerdir ve eğitim düzeyleri oldukça düşüktür. Halen bir çok göçmen Fransızca dahi konuşamamaktadır. Oysaki Fransa Ermenileri bu ülkeye daha çok siyasi nedenlerle gelmişlerdir ve geldikleri ülkelerden kurulu işlerini ve örgütlenmelerini de getirmişlerdir. Örneğin Osmanlı Ermenileri geldikleri daha ilk andan itibaren Anadolu’daki örgütlenmelerinin bir benzerini bu ülkede kurmuşlardır. Sonuçta Ermeniler sadece kendi teşkilatları yoluyla propaganda ve tanıtım faaliyetlerinde bulunmamaktadırlar. Eğitimden medyaya kadar hayatın hemen her alanında etkili Ermeniler bulmak mümkündür. Bunlardan Charles Aznavour gibi bazı isimler sanat ve diğer alanlarda halkın hayranlığını uyandıracak düzeylere gelmiştir. Tüm bunlara ek olarak belli bölgelerde yoğunlaşan Ermeni nüfusu seçimlerde Ermenileri önemli bir aktör haline getirmiştir. Özellikle yerel seçimlerde Ermenilerin talepleri daha çok göz önünde tutulmuş ve neredeyse hiç bir parti Ermenileri darıltmak istememiştir. Bu siyasi bağlantı zamanla Avrupa düzeyine de taşınmış ve Fransız temsilciler Avrupa platformunda Ermeni iddialarını en sık dile getiren kişiler olmuşlardır. Özetle Ermeniler ile Fransız toplumu arasında sıkı iletişim kanalları oluşmuştur ve özellikle Ermeni sorununda diaspora Fransız kamuoyu üzerinde tartışmasız bir etki kurmuştur. Bu nedenle tarihsel etken ile birlikte diaspora Ermenileri Fransa’nın Ermeni sorunundaki tutumunu belirleyen en önemli iki unsur olmuştur denebilir.

İlişkileri etkileyen üçüncü temel etken ise şaşırtıcı bir şekilde Kıbrıs sorunudur. Kıbrıs konusunda Fransa, Yunanistan’a tam destek vermiştir. Hatta 1974 harekatından kısa bir süre sonra Yunanistan’ın Selanik şehrinde halka hitap eden Fransa Cumhurbaşkanı gerektiğinde Fransa’nın Yunanistan’ı (Türkiye’ye karşı) koruyacağını dahi söyleyebilmiştir.[3][3] Kıbrıs Harekatı sadece Fransa’nın değil tüm Avrupa ülkelerinin ve ABD’nin sert tepkisini çekmiştir. Ancak Fransa’nın tepkisi çok daha serttir ve alışılmışın dışındadır. Fransa 1970’li yıllar boyunca adeta Türkiye’yi defterden silmiş gibi davranmıştır. Bir dönem Paris’te büyükelçilik de yapan diplomat Hamit Batu’ya göre bunun en önemli nedeni Fransız Cumhurbaşkanı Giscard d’Estaing ile Yunan lider Karamanlis arasındaki kişisel bağlardır. Ancak Batu bunun tek başına yeterince açıklayıcı olmayacağını belirterek Fransa’nın en büyük rahatsızlığının Türkiye’nin Fransa ekseninden hızla ayrılması olduğunu belirtmektedir. O dönemde ABD ‘den daha bağımsız hareket etmek isteyen Fransa imparatorluk mirasının da etkisiyle Türkiye’nin kendisine daha fazla yakın durmasını arzu etmektedir.[4][4] Beklentisi gerçekleşmeyince de Türkiye’yi adeta cezalandırmaktadır. Batu’nın açıklamalarında gerçeklik payı yüksekse de Fransa’nın tutumunda Rum ve Ermeni etkisi göz ardı edilemez. Diğer bir deyişle Türkiye bu dönemde ne kadar gayret gösterirse göstersin Fransa’yı ikna edebilecek bir konumda değildi. Fransız kamuoyu ve karar alıcıları üzerindeki Rum ve Ermeni nüfuzu öylesine güçlü idi ki buna Türk diplomasisi ile karşılık verebilmek oldukça güçtü. Dahası Türkiye’nin içine düştüğü iç karışıklıklar, terör, ekonomik krizler ve dışarıda yaşanan izolasyon Türkiye’nin manevra alanını da oldukça daraltıyordu. Özetleyecek olur isek Fransa –Türkiye ilişkilerinde Ermeni sorununun etkileri ele alınırken Kıbrıs sorunu göz ardı edilemez. Kıbrıs sorunu ile adeta kopma noktasına gelen iki ülke ilişkileri doğal olarak Ermeni sorununa da yansımıştır ve Paris çoğu kez Türkiye’nin görüşlerini ciddiye alma gereğini dahi duymamıştır.


Türk-Fransız ilişkilerini özellikle 1970’li yıllarda kilitlenme noktasına getiren ve Ermeni sorununu ilişkilerin merkezine taşıyan dördüncü faktör ise şüphesiz Ermeni terörü ve Fransa’nın bu gelişmelere karşı gereken tepkiyi göstermemiş olmasıdır. Terör döneminde Türkiye temsilcileri en çok saldırıya Fransa’da uğramış, en kanlı ve can kaybı yüksek saldırılar bu ülkede meydana gelmiş, buna karşın Ermeni teröristler en çok ‘hoşgörüyü’ ve desteği de bu ülkede bulmuşlardır. Bunda Fransa’da Ermenilere duyulan sempati kadar Lübnan faktörü de etkili olmuştur. Bilindiği üzere Ermenilerin kaydedeğer bir sayıda bulunduğu Lübnan aynı zamanda ‘Ermeni terörünün de okulu’ niteliğindedir. Ayrıca Lübnan Fransız etkisinin en yoğun hissedildiği ülkelerden biridir. Fransa için tıpkı Quebec gibi, Cezayir gibi özel bir konumu olan Lübnan Fransa ile Ermeniler arasındaki bağı kuvvetlendirmiş, en kötüsü Lübnan’da askeri ve ideolojik eğitim alan Ermeni teröristler adeta ‘ellerini kollarını sallayarak’ Fransa’ya girebilmişlerdir.Örneğin Orly saldırısında bomba düzeneğini yerleştiren (1983) Varoujian Garbidjian 1975 yılından itibaren Lübnan’daki Filistin terör kamplarında özel komando eğitimi almış, ardından da yasal bir pasaport, vize ve oturma izni ile Fransa’da yaşama başlamıştır.[5][5]

Fransa’nın Ermeni iddialarına verdiği destek ve teröre gösterdiği ‘hoşgörü’ saklanacak türden değildir. Bu durum ise 1970’li yıllarda derin bir siyasi ve ekonomik krizden geçen Türkiye’de, Fransa’ya karşı olan şüphe ve düşmanlığı arttırmıştır. Türkiye’yi Kıbrıs’tan ekonomiye, Ermeni sorunundan teröre kadar hiçbir konuda anlamayan, hatta anlamak istemez bir tavır çizen, buna karşı Türkiye’nin tüm rakipleri ile çok yakın dost olabilen Fransa yönetimi doğal olarak Türkiye’de çok olumsuz karşılanıyordu. Sonuç olarak Türkiye-Fransa ilişkileri 1980’lere kadar istenildiği düzeyde gelişememiş, Fransa, Türkiye’ye sürekli olarak mesafeli davranmıştır. Bunda tıpkı Kıbrıs sorunu gibi Ermeni sorununun da büyük bir payı vardır. Ancak sorunlar sadece Ermeni sorununa bağlanmamalı, Fransa ve Türkiye’nin ilişkilerin geliştirilmesindeki sorumluluğu hafife alınmamalıdır.

1980’lere kadar Türk-Fransız ilişkilerinde Ermeni sorununun, özellikle de Ermeni terörünün ne kadar etkili olduğu ortadadır. Özellikle terör olayları kitabın diğer bölümlerinde detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Bu nedenle burada fazlaca üzerinde durulmayacaktır. Ancak 1980’li yıllara geçmeden önce not edilmesi gereken bir diğer olay da 1971 yılında Marsilya’da yaşanan Heykel Vakası’dır. Ermeniler Marsilya’da küçük bir Ermeni kilisesinin bahçesinde nispeten küçük bir sütun dikmek istemişlerdir. Sütun sözde Ermeni soykırımını anmak maksadıyla dikilecektir ve aslına bakılır ise sokaktan da fazlaca görülmeyen bir konumu vardır. Ancak bu ‘anıt’ girişimi Türk Büyükelçi Hasan Esat Işık’ı oldukça kızdırmış, tüm girişimlerine rağmen anıtın dikilmesini engelleyemeyince de Ankara’ya dönmüştür. Fransa ile Türkiye arasında Ermeni sorunu nedeniyle cumhuriyet döneminde yaşanmış ilk krizin bu olay olduğu söylenebilir.
teşekkürler emeğine sağlık..
Referans URL