FORUMUSTA34 - TURKiSH & WORLD PERFECT FORUM

Tam Versiyon: >>>NEFESLİ ÇALGILAR<<<
Şu anda tam olmayan bir versiyonun içeriğine bakıyorsunuz. Tam versiyona bakınız.
1- KAMIŞLI ÜFLEMELİ ÇALGILAR


A- ZURNA

Türk Halk Müziğimizde önemli bir yeri bulunan zurnalar davullar gibi Yörük, Yamak Abdalları tarafından çalınmaktadır. “Nefesli Türk Halk çalgılarımızdan en tız ve en gür sesli çalgımızdır. Genellikle meydanlarda davul ile birlikte çalınmaktadır. Düğün, bayram gibi önemli günlerde çalındığı gibi, eski Türklerin savaşlarına da katılıp mehter takımlarında da çok önemli bir yer almıştır. Üflemeli halk çalgılarının başında gelen zurnanın kökeni Orta Asya’ya dayanmaktadır. Yurdun her yöresinde açık hava çalgısı olarak davul ile birlikte yaygın olarak kullanılmaktadır.(1)

“Zurna, sipsi bir borudur. Zurnanın bazı kısmı üflenecek yerleri dar, ağızları geniş, ağaçtan ve deriden ve hatta boynuzdan yapılmış nefesli sazlardır. Av boruları dış kültür çevresinden soyutlanmış Altay ve Hakas gibi bizden çok uzaklarda bulunan Türk kültür çevresinde yaygın olarak görülüyor. Bunlar basit birer “Zurna Boruları edilen sipsili veya sipsisiz “Balaban borularını da” bunlara katmak mümkündür.” (2)

Kamış, sipsi, zurnanın ses çıkaran yanı ana bölümüdür. Zurnalar; cura, orta ve baz olmak üzere üçe ayrılırlar. Bunlara; cura, orta kaba ve tüm kaba isimleri dahi verilir. Az sesli olanlara cura, orta sesli olanlarına, orta ve kalın sesli olanlarına Baz adı verilir.

Zurnaların en makbulü erik ağacından yapılandır. Kiraz ve zerdali ağaçlarından yapılan zurnalar, zaruret olmadıkça çalınmaz. Hele kavaktan yapılanları hiç makbul değildir. Zurnayı çeşitli kısımlara ayırabiliriz.(3)

a) “Lüle yahut etem yahut metem aleti”; zurnanın “nezik” kısmının içine geçirilmiş ağaç veya madenden yapılma bir zıvanadır. Bu zıvananın gümüşten olanlarının ucuna yine gümüşten bir kordon takılır, zurnanın boynuna halkalanır. Tıpkı bir nargile ağzına benzeyen etem, zurna çalanların çok önem verdikleri aletlerdendir. Zaten gümüş kordon buna kaybolmaması için takılır.

b) “Nezik”; zurnanın ağaç kısmına, başka renkte bir ağaçtan yapılmış olan zivana, asıl zivanaya geçirili parçanın adıdır. Bu, zurnanın ağzına kuvvet vererek çatlamamasına yardımcı olur.

Gerek etem gerekse nezik istenildiği zaman çıkarılır ve ayrı ayrı muhafaza olunabilirler. Bazı zurnalarda sabit olanlarına da rastlanır. Fakat böyleleri makbul değildir.

c) “Soluk deliği ve döş deliği”; Bu zurnanın nezik kısmının ilk deliği arkasındadır. Zurna çalanların bu deliği çok kullandıkları görülmektedir. Bu deliği sağ elin baş parmağı idare eder.

d) “Cin ve şeytan deliği”; Zurnacılar zurnaların sağ ve sollarında zurna borusu üzerine açılmış ince deliklere “CİN ve ŞEYTANDELİĞİ” adını verirler. Bu deliklerin ne vazife gördüğü malum değildir. Yalnız Kara Ali adında bir zurnacı, cin deliklerinin hava almak için olduğunu söyledikten sonra ilave etti: “şeytan deliği olmayan zurna uğursuzdur; ya çatlar ya çalınır” dedi.(1)

e) “Zurna borusu”; Zurnanın ses çıkaran geniş ve açık ağzına denir. Borunun kenarları ve üstleri ekseriya gümüşlettirilir. Borunun sağlı ve sollu iki tarafında kimi borular da üçer, cura borularda ikişer şeytan deliği bulunur. Muhitimizde zurnaların en güzelleri Gaziantep’te yaptırılır. Yavaş yavaş kalkmak üzere olan zurnacı sanatının bilhassa bunun ve buna benzer küçük sanat amillerinin, süratle incelenmesi gerekmektedir.

f) “Havadöndüren”; Adını alan bu zurna delikleri yedi tanedir. Yukarıdan itibaren dört tanesini sağ el ve geri kalan üç tanesini sol el idare eder. Sol elin baş ve serçe parmakları zurnayı tutmaya yarar; öbür parmaklar tamamen faaldir. Havadöndüren delikleri, adından da anlaşılacağı gibi,zurna seslerini sağlayan deliklerin olduğu anlaşılıyor.

g) “Avurtlak”; Etem’e geçirilen değirmi bir cihazdır. Avurtlaklar odundan, kamıştan her türlü madenlerden yapılır ve bazen kenarları kertiklenir. Üstü çizgilerle süslendiği gibi, gümüşlendiği de olur. Avurtlakların en makbulü koyunun kürek kemiğinden yapılanıdır.

h) “Kamış”; Sipsi adını da alan bu düdük, zurnanın ta kendisidir. Çünkü asıl sesi çıkaran budur. Çocukların söğüt ağaçlarından çavdır sapından yaptığı düdüklerin aynı olan sipsi kamıştan düzülür: içi delik kamışçık bir müddet suda duru yumuşar; sonra bir ucu çakı ile inceltilerek basılır ve öbür müdevver ucu etem’in içine yerleştirilir. İnce ve basılı üst ucu ağza alınır.(1) Dudaklar avurtlağa sıkıştırılır ve üfürülünce kamışın çıkardığı sesle zurna çalınır.

Cenupta zurnacı Abdalların zurnaları çok zaman gümüşle süslemiştir. Ayrıca zurna havaları yoktur; yahut, zurna havaları davul havalarının aynıdır.

B- MEY

“Mey, yassı kamış sipsili bir türk borusudur. Eski lügatlarımız gibi ferhak ve komşularda hiç izi bulunmayan bu çalgı adı, dolayısıyla müzikoloji dünyasında meçhul kalmıştır. Erzurum bölgesinden berilerinde mey çalgısı bilinmemiş, eski Anadolu’dan metin taramalarında da adı ve izi çıkmamıştır.

Aletin tepesinde yassılaştırılarak çift kanat oluşmuş bir kamış bulunmaktadır. Mey son derece eski bir çalgıdır.(2)

Asya’da benzeri bulunmayan bir nevi küçük zurnadır denmiştir. Sonrada bu yanlışlık anlaşılarak Asya’da ufak yapı farklarıyla hala kullanılmakta bulunduğunu, yalnız adına “balaban” dediklerini, hatta Mısırlıların adını “ırakiye” halinde kullandıkları bilinmektedir. Zurnalar türünün atası “mey” dir.


Zurna gibi zurtlak olmayan meyin tok ve cana yakın sesi balaban kuşunun gevrek ötüşüne benzetilmesinden ötürü “balaban” kelimesi bir yansıtma adı olabilir. Mey’in yayvan kalağı yoktur; gövdenin kavrak borusunun sonu genişleyerek zurnadaki gibi yayvan kalak bırakmaz. Yukarı başında tepeye geçirili yassıtılmış “kamış” onun az altında bombamsı kabarık kısımcık bulunur. Kıskacı kamışın yassılığını sağlayan yassı bileziktir. Gövde boyu 30 cm.dir.

Üstte sekiz delik vardır. Uzunlukları yukarıdan aşağı birer az artar. Üst iki deliğin arası 3 cm. son iki deliğin arası 3,5 cm.dir. Arkada bir delik vardır.

Meyin erik ağacından yapılanı makbuldür.

Meyin kısımları şunlardır:

1- Kamış: Mey kamışının boyu zurnanınkinden daha kısadır. Geniş bir kamış ıslatılır. Üst kısmı yontulup yavaşça ezilerek imal edilir.(1)

2- Kıskaç veya kıskanç: Kamışı sıkmaya yarayan iplik kağıdıdır.

3- Mey veya ney: Düz bir borudan ibarettir.

Boyu vasati 30 cm.dir. Üstünde sekiz delik mevcut ise de bunların en altta bulunanı kullanılmaz. Aleti üflerken iki elle titretmek gerektiğini mey çalanlar söylemektedir.(2)

B- SİPSİ

Ege bölgesinde ve Teke yöresinde kullanılan çalgılardandır.gövde kısmı 20 cm kadardır. Sipsi’nin boyu, biçimi ve perde sayısı her çalan ve yapan ustaya göre değişmektedir. 1 veya 1,5 oktav civarında ses genişliği vardır. Genellikle 6 veya 7 adet ses perdesi olanlar kullanılmaktadır.(3)

C- ÇİFTEKAVAL

İki kavalın yan yana monte edilmesiyle Zonguldak civarı ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde kullanılmaktadır. Ön kısmında 5-6 adet ses perdesinde bulunmaktadır. Boruların her ikisinde perde sayısı eşit olabileceği gibi bir tarafta bir adet ses perdesi de olabilir. Güney Anadolu’da özellikle Antalya ve Yayla Dağı çevresinde Argun adı ile bilinmekte ve çalınmaktadır.(1)

2- DİLLİ ÜFLEMELİ ÇALGILAR

Dilli düdük ve büyük çoban kavalları, 25-30 cm olanlarından 75-80 cm olanlarına kadar değişik ebatlarda olabilir. Anadolu’nun hemen hemen her yerinde kullanılmaktadır. Bu çalgıların ön yüzünde 6-7. arka kısmında ise 1 adet ses perdesi bulunmaktadır.(2)

3- DİLSİZ ÜFLEMELİ ÇALGILAR

A- ÇOBANKAVALI(Yörükler bu alete kaval derler)

“Cenup Anadolu’sunda yaşayan halk ve göçebeler arasında kaval adeta mukaddes bir alettir. Kaval, koyunlarında sevgili bir sazı olduğuna itikad edilir. Kaval çalmasını bilen erbaş çoban, kavalının nağmeleriyle sürüsünün hareket ve sevk işlerini idare ettiği kanaati hemen hemen her yazılı kaynakta bulunur.

Yörüklerde, çobanın çaldığı havalar sayesinde sürü iştahla karnını doyurduğu gibi, bu havaları çalmasını beceremeyen çobanlar koyunların aç kalmasına sebep olduğu, kaval çalan çobanın sürü üzerinde bir yetkisi olduğuna dair ciddi görüşler vardır.

Bugün Çukurova Yörükleri arasında seluk, yani nefes ile çalınan çalgılar, KAVAL, ZURNA, KAVALDÜDÜĞÜ, DİLLİ DÜDÜK olmak üzere dört türlüdür. Yörükler bu çalgının Türkmenlerden Araplara geçmiş olduğunu ve hala Arabistan’da çalındığını söylemektedirler.

Kavallar üç kısımdan teşekkül eder, “kap, çıbık, kaval.”

Kap: Çorap gibi tek iğneyle örülen, içi boş üstü vazo gibi bir örgüdür. Bu örgünün içine ikiye bölünmüş bir ağaç hazırlanır ve bunun da içi kavalı alabilecek bir müdevver oyularak örgü kap içine yerleştirilir. Şimdi kap içindeki müdevver yardımıyla yerleştirilir. Şimdi kap içindeki müdevver yardımıyla gergin ve muntazam bir kaval muhafazası sağlanmış olur. Kabın bir ucuna bir ip bağlanır; bu ipe BAĞASKI denir. Askı veya bağın vazifesi kavalı silah gibi omuzda taşımaktır. Kabın boyu çıbık ve kavalın boyundan büyükçe olur.

ÇIBIK: Eski zamanlarda kullanılan tek tüfek harbisine benzeyen çıbığın delinmiş 5-6 cm uzunluğunda küçük bir demet keçi kılı geçirilir ve bağlanır. Bu kıl demeti tereyağıyla yağlanır. Çıbık vasıtasıyla kavalın içi sık sık yağlanır, temizlenir. Kaval alınmadığı zaman çıbık kavalın inde durur.

KUVAL: Bu çalgı çoğunlukla yabani armut ve erik ağacından yapılır. Bazen ceviz, kızılcık ve kiraz ağalarından da yapılmış kavallara rastlanır.

Cenupta en iyi kaval yapan ve Anadolu’nun her yerine sevk eden Maraş ve Gaziantep esnaflarıdır. Kaval çalan her çalıcı bu iki memleketi tanır. Kavalını buralardan sağlar.

“Kavalın üfürülen yerine AĞIZLIK, yere sarkık ucuna KENAR denir. Kavalların sonlarına yani kenarlarına kaval yapılırken bünyesinden bir kalınlık bırakılarak yahut da sonradan o yere bir tahta bilezik geçirilerek bileziğe HALKA adı verilir. Halkalar kavalın örselenip kazaya uğramaması için konulur. Kavalın dibindeki deliklere ŞEYTAN DELİĞİ denildiği gibi, Hz. Ali Deliği de denir. Fakat bazı kavalcılar dört delikten kavalın yüzünde olanına Şeytan Deliği ve kavalın arka tarafında kalan deliklerine de Hz. Ali Delikleri adını vermektedirler. (1)”

KAVAL HAVALARI: Kavalla çalınan havaların ancak dokuz tanesini biliyoruz. Bunlar şu adları alır:

Yüksek Hava, Aman Havası, Senir Havası, Ağıt Havaları, Hollu Havası, Suya Endirme Havası, Çan Havası, Telezotlatma Havası, Zeybek Havası.

“Kavalın dilli kaval ve dilsiz kaval olmak üzere iki türü bulunaktadır. Şimşir, meşe, gürgen gibi sert ağaçlardan ve pirinç gibi madeni alaşımlardan yapılanları varsa da en makbul olanı erik ağacından olanıdır. En iyi kavalları Tokat’ın Niksar ilçesinin Erikbelen köyünde bulmak mümkündür.

Kaval bütün çeşitleriyle Türkiye’nin hemen her yerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Zaman zaman dilli ve dilsiz düdük çeşitlerinin kaval denildiği görülmektedir. Kavallar belli bir standarda göre üflenmediklerinden diyapozana göre çeşitli ses yükseklikleri olmakla birlikte si bemol ve fa dilsiz kavalları esas olarak kabul edilmiştir.

Si Bemol kavalın ölçüleri: Kavalın boyu 44 cm., iç çapı 16 mm., delik sayısı; a) 7 ön delik
b) 1 arka delik

İncelemeye esas olan Si Bemol ve Fa kavalı ölçüleri bunlar olmakla beraber boy ve iç çapın değişik orandaki ölçüleri ile aynı ses yüksekliklerinde kavallar vardır.

Fa kavalının ölçüleri: boyu 76 cm., iç çapı 16 mm. olup delik sayısı a) 7 ön delik
b) 1 arka delik

Fa kaval aktarımcı bir çalgıdır. Yazılı notaya göre tam dörtlü inceden ses verir. Fa kavalın ses alanı sağır, kalın ve orta ince, çok ince olmak üzere ayrılabilir. Kavalda aynı perdelerde de farklı üfleme şiddetleriyle gösterilen sesler elde edilebilir. Bunlar tam sekizli tam dörtlüden oluşan doğuşkanlardır.

Kavalda “hortlatma” denilen özel bir türde yapılır. Hortlatmalı çalışta sesler alt oktavlarıyla birlikte duyulur. Hortlatmaya “sızlatma”da denilmektedir.(1)


B- ÇIĞIRTMA

Elazığ ve civarında toros dağlarının batı kesiminde eskiden yaygın olarak kullanılan dilsiz ve üflemeli bir çalgıdır. Önde 6-7, arkada ise 1 adet ses perdesi bulunaktadır. Yaklaşık 1 oktav ses genişliği vardır.(1)

4-TULUMLU ÜFLEMELELİ ÇALGILAR

A- TULUM

Tulum koyun veya keçinin içi boşaltıldıktan sonra tüyleri yolunarak mücella kılınmış derisi fakat yarılıp sakatlanmayarak hayattaki kalıbıyla korunabilmiş kuru ve oldukça terbiye edilmiş dikişsiz halidir. Eski Türkler buna “TULUK” derler. İçinde “KIMIZ” gibi sıvıları-akmadığı için- saklanlardı. Nehirde şişirilip sal altlarına da bağlarlardı. veya dağarcık yaparlardı. Tulum kelimesi çağatay metninde de geçer.

Tulum halen yurdumuzda Doğu Karadeniz’de yaygın olarak kullanılan bir çalgıdır.

Tulum tercihen oğlak dersisin tüyleri temizlendikten sonra ayakları yukarı taraflarından kesilir. Usule gelen deliklerden ikisi hava kalmayacak surette sıkıca kapanır. Tabi ön ve arka deliklerde kapatılır. Diğer ikisi de sağ ön ayak ile sol arka ayağın delikleridir. Ön ayağı bir tahta boru arka ayağa da üstü delikli iki boru zaptedilir. Böylece meydana gelen alete “TULUM” adı verilir. Ağızlık vazifesini gören tahta borudan üflenerek tulum şişirilir. Deri hava ile dolunca bulunan delikli borulardan ses çıkarmaya başlar. Boruların üzerinde bulunan perdeler idare edilmek suretiyle istenilen hava çalınır. (2)

B- GAYDA

Trakya bölgesinde yaygın bir halk sazıdır. Tuluma benzeyen bu sazda çifte kamış yerine ağaçtan yapılmış bir düdük bulunaktadır. Ayrıca gaydada uzunca bir dem ses veren bir boru bulunmaktadır.(3)
teşekkürler.emeğine sağlık
Referans URL